Yeni anne olacağım dönemde ilk aldığım şey pusetti. Kendimi fazlası ile bilinçli zannediyordum ve bir sürü puset araştırmıştım. İlk aldığım puseti şimdi eve sokmam ama o dönemde bana çok kullanışlı ve güzel geliyordu. O zamanlar pusetin nasıl göründüğü de benim için fazlası ile önemliydi.  Şuan ki önceliklerim eskisinden bambaşka hele ki Gb Qbit plus ile tanıştıktan sonra. 




Şöyle diyebilirim ki; çocuk sahibi olan birinin puset alması ile olmayan birinin puset alması arasında dağlar kadar fark var. Şimdi dönüp baktığımda birçok olmazsa olmaz konuyu atlamışım ve bunlar çocuğumun konforlu seyahat etmesini engellemiş. Aynı zamanda da benim de onları rahatça gezdirme olanağım azalmış. 



İşte bu yazıyı benim gibi gezmeyi seven anneler için yazıyorum. Benim acemi annelik dönemimde yaptığım hataları yapmasınlar ve çocukları ile rahat rahat gezebilsinler diye. Şu an kullandığımız Gb Qbit Plus ın "Bir pusette mutlaka olmalı!" dedirten muhteşem özelliklerini sizler için sıralıyorum onlarca saat araştırma yapmadan en güzeline kolayca ulaşın diye.





1- Hafif ama güvenli.

Piyasada birçok puset hafiflikleri ile öne çıkmaya çalışıyor ama çoğunun gövdesi çelik değil plastik dolayısı ile de kullanım ömürleri az ve darbelere karşı güvenli değiller. Bunun yanında 5 noktadan çocuğu kavrayarak daha güvenli bir seyahat sağlıyor.


2- Kapanınca çok az yer kaplıyor.

Pusetin olmazsa olmazlarından biri de kapanınca az yer kaplaması hatta bagaj olarak kabine sığması. Kapladığı yerin azlığının yanında yere koyduğunuzda pusetin kapalı halde ama desteksiz bir şekilde durabiliyor olması artı bir kullanım kolaylığı.

3- Tek elle ve tek hamlede açılıp kapanma özelliği.

Hepimiz hayat koşturmacasında bir ton yük taşıyoruz, manevi yüklerimiz yanında fiili anlamda da elimiz kolumuz dolu oluyor. Zaman zaman bir kolumuzda hem çocuk hem de sırtımızda çanta ile puseti katlamak durumunda kaldığımızda, Gb Qbit Plus ile her şey tek hareketle ve tek hamlede kolayca halloluyor. Basıyorsunuz hop kapanıyor, basıp kaldırıyorsunuz hop açılmış oluyor.

4- Tam yatma özelliği olması.

Daha küçük bebeklerin de rahatlıkla kullanması veya çocuğunuz uyuduğu zaman uykusuna yatar pozisyonda rahatlıkla devam edebilmesi için puset tam yatma özelliğine sahip. Ek bacak aparatı sayesinde de yatarken çok daha rahat seyahat ediyorlar. Ayrıca baş bölgesindeki ped sayesinde yastıkla yatıyormuş konforu sağlıyor.

5- Geniş ve uzun tente.

Tentesi oldukça büyük ve uzun. Olası bir yağış veya güneş durumunda çocuğu maksimum düzeyde koruyabilme olanağı sağlıyor.

6- Çocuğu terletmiyor. 

Çocuğun pusette rahatlığının yanı sıra seyahat ettiği süre boyunca pusette ne kadar konforlu olduğu da önemli. Terletmeyen kumaşı ile Gb Qbit Plus uzun süreli ve kalın giydiğimiz mevsimlerde bile ekstra rahatlık sağlıyor.

7- Her mevsim tek puset. 

Yazın terletmeyen bu puset kışın da üşütmüyor. Tercihen pusete ait içi sıcacık kutan kumaşların da olduğu su geçirmez apart da alınabilir ama zaten puset sırt bölgesinde soğuk alıp çocuğu üşütmüyor. 

8- Sürüş kolaylığı, manevra kabiliyeti.

Maalesef şehirleşme hızı ile yolların ve kaldırımların düzenlenme hızı aynı oranda ilerlemiyor. Kaldırımlarımız engebeli, yollarımız çukurlu hatta kumlu bile. Bir puset bu tarz zorlu yollarda sağa sola giderken manevra kabiliyeti sağlamalı. Çukurlardan çocukla birlikte geçerken süren kişiyi zorlamamalı.

9- Temizliği kolay olmalı.

Sürekli çocuğun üstünde olduğu, birçok yeri sizinle gezen, zaman zaman sepet kısmında eşyalarınızı taşıdığınız pusetinizin başına birçok şey gelebilir. Çocuğunuz altına kaçırabilir ya da yediği bir şey dökülebilir. Bu noktada pusetin kumaş kalitesi çok önemli. Leke tutmayan ve kolay temizlenebilir bir kumaş olmalı ki Gb Qbit bu anlamda çok destekçi.

10- Ebeveyn dostu puset.

Çocuğun rahat taşınması, kullanımı kolay ve kolay açılır/kapanır olması, temizliği kolay ve sürüş kabiliyeti sağlayan bir puset olması, yer kaplamaması ve çocuğa her anlamda konforlu bir seyahat sağlamasının yanında; ebeveyn açısından hem fiyat/yarar dengesi hem de kullanırken onu yormayan bir ürün olması açısından da ebeveyn dostu bir puset Gb Qbit Plus.

İşte, acemiy eni puset alacak ebeveynler için bir pusette olmazsa olmaz özellikleri sıraladım. Bu vesile ile de bu özellikleri layığı ile karşılayan çok sevdiğimiz pusetimizden de sizlere bahsetmiş oldum. Ürüne Opera İstanbul mağazalarından ya da Opera İstanbul internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

Ürünü nasıl kullandığımıza dair detaylı videoyu izlemek isterseniz tıklayınız

  
  Ben öyle onlarca ürünle bakım yapan kadınlardan olamadım hiç. Yanağına başka, boynuna başka, kaşına gözüne başka şey sürüp bakımını yapan kadınlardan. Hep dedim ki “Aman zaman yok zaten bakım yapmaya, tek bir ürün olsun; renk dengesizliklerini eşitlesin, arındırsın, gözenekleri daraltsın, nemlendirsin.” Öyle anlık değil ama istedim ki gece sürdüğümde sabah da cildimin nemi devam etsin ve ben tek ürünle işi kurtarayım. Birçok maske denedim, evde sürünüp sürünüp gezdim. Bu vesiyle de Ozonlava’yı diğerlerinden ayıran birçok şey fark ettim. Bir kere içeriği doğal, formülize edilmiş volkan küfü barındırıyor içinde. Bilirsiniz ben denemeden, ürünü didiklemeden, etkisini gözlemlemeden de yazmam. 


  



    
Ozonlava’yı ilk denediğimde cildimdeki etkisi ilk 2-3 dakika sonra kendini gösterdi. Farkı görebilmek için de cildimin yarısında denedim. Ozonlava sürülen taraf gerildi, karıncalandı hatta o taraf yer çekimine meydan okuyarak yukarı kalktı. Ben etkisi anlıktır, ürün kuruduğu için gerginlik oldu sandım ama işin aslı temizleyince çıktı. İlk fırsatta hemen yüzümün diğer yarısına yapma fırsatı bulamadım ve öylece geçti gün. Ertesi gün sabah kalktım; gülsem mi, üzülsem mi bilemedim. Yüzümün bir tarafı daha gergin kaşım kalkık diğer Ozonlava sürülmeyen taraf daha kuru ve aşağıda. E tabi mecburen diğer tarafa yaparken de ilk yaptığım tarafa sürmedim. Böylece her iki taraf eşitlendi.


   

   
   Sonrasında dedim ki; ben orama burama başka başka şeyler sürmektense önce Ozonlava ile cildimi arındırıp sıkılaştırırım, sonra da zaten etkisine aşık olduğum aynı markanın bir diğer ürünü Ozonlabs O3Rss ozonlaştırılmış serumu da sürerim ooohhh işlem tamam. 

      Hayat yorucu ve yoğun. İki çocukla kendine vakit ayırmak, uzun uzadıya bakım yapmak çok zor. Bazen yatağa nasıl girdiğinizi hatırlamayacak kadar yoruluyorsunuz. O yüzden etkisini hemen görebileceğiniz ve size birden fazla şey vaad eden, vaadlerini de gerçekleştiren ürünler tercih etmek önemli. Zaman ve para iki önemli şey. Bunların karşılığını almak ya da buna karşı koyabilmek için doğru ürün tercih etmek çok önemli. Ben Ozonlava ile cildimin beklentilerini karşılayıp zamandan kazanıyorum. Tek tek aldığım ve etkisi anlık maskeler yerine tek bir ürünü uzun vadeli kullanarak fiyat yarar dengesini de korumuş oluyorum. 


     Hani hayat kısa, zamanı kullanabilmek önemli demiştim ya; ben sizi çok tutmayayım. Ozonlabs Ozonlava gönül rahatlığı ile tavsiyemdir. Tavsiyem üzerine kullanıp memnun kalanlara siz de eklenmek isterseniz www.ozonlabs.org de satışta kendisi Siz girmişken Ozon serumu da alın da gözaltı morluklarınız varsa veda eder bana da dua edersiniz. 




Kafatası içerisinde meydana gelen ve zamanla oldukça şiddetli baş ağrıları ile kendini belli eden beyin tümörü mide bulantısı ve kusma gibi çeşitli sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Oldukça hızlı bir büyüme seyri gösteren bu tümörlerin neden oluştuğu halen bir muamma. Vücutta çeşitli riskleri de beraberinde getiren bu tümörlerden korunmanın bazı yolları da var. Bu yollar arasında ilk unsur ise stresli bir yaşamdan uzak durmak oluyor.




Aynı zamanda sigara ve alkol kullanmamak, sağlıklı beslenmek ve sağlıklı yaşamak bu tümörlerin oluşma riskini ciddi seviyede azaltıyor. Cep telefonunun yaydığı sinyallerin beyin tümörlerine adeta davetiye çıkardığı da biliniyor. Dolayısıyla telefonla görüşme yaparken kulaklık kullanmak ve telefonu kafa bölgesinden uzak tutmak da tümör oluşumundan korunmanın yolları olarak gösterilebilir.

Beyin Tümörünün Belirtileri Neler?

Bu tümörün en yaygın belirtisi şiddetli baş ağrılarıdır. Kafatasına doğru büyüme gösteren tümörler büyüdükçe kafatası içerisindeki basınç da artıyor. Buna bağlı olarak baş ağrılarının şiddeti de artıyor. Vücudun sağ ya da sol yarısında halsizlik veya uyuşukluk hissi de belirtiler arasında yer alıyor. Aynı zamanda yürürken dengeyi sağlayamama, işitme veya görme kaybı yaşama gibi belirtilerin de yaygın şekilde görüldüğünün belirtebiliriz.

Hafıza ile ilgili bazı sorunlar yaşama, konuşurken zorlanma ya da konuşamama beyinde tümör olduğunun sinyalleri olarak kabul ediliyor. Ellerde ya da ayaklarda büyümenin olması, adetlerde düzensizlik olması belirtilerden diğerleridir. Beyin tümörleri vücudun neredeyse tamamında belirtiler gösterebilir.

Tümörlerin mevcudiyeti MR ya da beyin tomografisi çekilerek rahatlıkla tespit edilebiliyor. Tanı konmasının hemen ardından ışın tedavisi, kemoterapi ya da cerrahi operasyon gibi hastaya en uygun tedavi protokolü belirlenerek tedavi aşamasına geçiliyor. Eğer beyin tümörlerine dair daha detaylı bilgi almak isterseniz Acıbadem Hastanesi web adresine tıklayabilirsiniz.

Bu sitede söz konusu tümörler tüm detayları ile ve her yönüyle aktarılıyor. Bu sayede merak ettiğini çeşitli sorulara yanıt bulmanız da mümkün oluyor. Bu rahatsızlığı görülme sıklığı ve kimlerin risk altında olduğu gibi bazı sorularınıza da yanıt bulabilirsiniz. Aynı zamanda sitede konuya dair çeşitli videoların da olduğunu belirtelim. Kafatasında gelişen tümörler hakkında her bilgiyi edinmek isteyenler Acıbadem sitesine tıklayabilir.






Bazen gördükleriniz çok sinir bozucu olsa da huzur kaçırmamak için katlandığınız oluyor mu? Peki “katlanmak” yerine olduğu gibi kabul etmeyi denediniz mi? Aşağıda gördüğünüz  fotoğraftaki benim annemin koltuğu; yeni, bal rengi, güzel bir modeli var. ”Kılıf alalım kızım.” dedi, aldım. Sonra kılıfları kirlenmesin diye de üzerine  örtü örttü. Böyle acayip bir şekilde duruyor salonda koltuklar. 





Olanı olduğu gibi kabul etmek en zor şey hayatta. 35 yaşım için ne büyük öğreti. Bu konu hakkında kendimle çok mücadele ediyorum. Eski ben olsam;  “Ya anne Allah aşkına ev darma dağınık gözüküyor, bu ne böyle gözünü seveyim kaldır bunları ya, insan vallahi gelmek istemiyor böyle görüp siniri bozulmasın diye ....” der, daha  birçok şey söyleyerek en sonunda örtüleri kaldırıp tartışmanın fitilini ateşlerdim. 

Onun öyle sevmesi, öyle oturmayı tercih etmesi duygusu son derece anlamazdı çünkü. İnsan evini böyle pazar yeri gibi saçma sapan hallere sokar mıydı? Ruhum daralıyordu salona girince, çünkü her koltukta koltuk örtüsü üzerinde başka bir örtü vardı ve salon kesinlikle göz yoruyordu. 

Artık bu salona girdiğimde gözlerim yorulmuyor, sinir de olmuyorum. Eskiden olduğu gibi evi hallaç pamuğu gibi yapıp, eşyaların hepsini fırlatıp atmak gelmiyor içimden. Olanı, oluğu gibi kabul ediyorum. Annemi seviyor muyum? Evet, hem de aşırı seviyorum. Peki insan sevdiklerinin seçimlerine -hayati bir risk taşımıyorsa eğer- saygı duyması gerekmez mi? 

Bu soruyu ilk Dr. Özgür Bolat’ın “Anne Baba Okulu” eğitiminde sormuştum kendime “Değiştiremediğim şeyler neden sinirlerimi bozuyor? Neden sürekli "karşımdakinin iyiliği kisvesi" altında birçok şeyi değiştirmek istiyorum? Bunlar gerçekten onların iyiliği için mi yoksa kendi kişisel çözümsüzlüklerim içim mi yapıyorum? 

Aldığım cevaplar çok enteresandı. Özgür hocaya “Annemin milyon tane yeni ve güzel kıyafeti olmasına rağmen uzun zaman yıkayıp yıkayıp aynı şeyleri giyiyor. Onun sanki yokmuş gibi böyle gezmesi hoşuma gitmiyor. Alamıyor olabilirdi, bu da çok normal ama alıp giymemek çok sinir bozucu değil mi? Onun kendine bakmasını istiyorum sadece!” demiştim. Aslında burada doldurmaya çalıştığım benim toplum tarafından kabul görme ihtiyacımmış. Mükemmelliyetçi yapım -ki öyle olduğunu sanmazdım- ve toplumda kabul görme ihtiyacım yüzünden annemin benim istediğim gibi giyinmemesi benim sinirlerimi bozuyormuş. Aslında “O benim annem ve böyle mutlu.” diye düşünüp onu olduğu gibi kabul etmek esas çözümmüş. Çünkü gerçek sevgi koşula bağlı olamazmış. Beni de herkes annem saçma sapan giyinse de ya da eski püskü giyinse de -ki böyle yapmıyor ama misal verdim- o şekilde sevmeli diye düşünmeliymişim. Hatta herkes beni sevmek zorunda değil bunu da kabul etmeliymişim. 

Sonra “Peki bu durum hayati bir sıkıntı yaratabiliyorsa?” diye sordum Özgür hocaya. “Mesela?” dedi. “Mesela annem kafasına göre tansiyon ilacı alıyor, doktora gidip ilacını değiştirmesi lazım, tansiyonu ilaca rağmen dengelenmiyor ve asla doktora götüremiyoruz!” dediğimde “Anneniz sizden ilgi görebilmek için, bu ihtiyacını doldurmak için belki de bir çocuk gibi yapması gereken esas şeyleri ilgiyi üzerine toplamak için yapmıyordur!” demişti. Sarsıcı değil mi? Ben sarsılmıştım en azından. 

Çocuklar ya da yaş almış yetişkinler, yaş ne olursa olsun insan hayatının bir döneminde aslında olmak istemediği biri olabiliyor. Bu hayatını zora soksa bile! Hiç birimiz olmak istediğimiz gibi değiliz ya da karşımızdakiler de öyle değil. Ama olanı olduğu gibi kabul edebiliriz, en azından bunun için çabalayabiliriz. 

Biz eskisi kadar anne kız kavgaları yapmıyoruz, hatta nadiren tartışır hale geldik desem yeridir.  Çünkü çabalıyorum. Ben çabaladıkça o farkında olmadan değişiyor. Tıpkı zaman zaman uyumlu bir ilişkide olamadığımız, çocuklarımızın biz kendimizi değiştirdikçe daha iş birlikçi olmaları gibi. 

Dedim ya; artık salona girince koltuk örtüleri sinirlerimi bozmuyor, salon gözümü yormuyor çünkü ben annemi seviyorum o da sevdikçe değişiyor. Çünkü insanın zorluklarla geçen annesiz bir çocukluğu olması, ilk aldığı eşyalarını zorluklarla elde etmesi, babası ve ablasının peş peşe gitmesi sonucu koca dünyada yapayalnız kalmış olma hissi vb. daha birçok şey onu çeşitli acayiplikler yapmaya itebiliyor. Ya da o şeyler bana acayip gelebiliyor çünkü ben de o annenin yetiştirdiği bir çocuğum. Bazen çok daha derini gördüğümde kimseye kızamaz hale geliyorum. Çok hümanist olduğum söylenemez ama derini görmeye çabaladığımdan beri eski asabi hallerimin kalmadığı söylenebilir. 

Ben olanı görüp, anlayıp, kabul etmeyi seçtim.. Çünkü insanları değiştiremezsiniz, değişmelerini beklemeden kabul edersiniz ve onlar değişirler. Yeni yılda ve yeni yaşım yaklaşırken dileğim; beni de olanımla değil olanımın arkasındakini gören insanlarla karşılaştırsın rabbim.. 


Tüp Bebek Nedir, Nasıl Yapılır?

Tüp bebek; bir yıl süresince normal cinsel ilişki ile gebelik elde edemeyen çiftler için hazırlanmış, tıbbi teknolojiler kullanılarak uygulanan yardımcı üreme yöntemlerini kapsar. Yumurta ile spermin laboratuvar ortamında döllenmesinin sağlandığı ve deneyimli embriyologların özel şartlarda oluşturulduğu bir dizi yöntemden oluşan tüp bebek işlemleri, çiftlerin sağlıklı bir gebelik elde etme oranlarını önemli miktarda arttırmaktadır.





1 ) Tüp bebek tedavisi hakkında genel düşünceler nelerdir?

Tüp bebek uygulamalarındaki döllenme aşaması; doğal gebeliğin oluşmadığı durumlarda, laboratuvar ortamında yumurta ile spermin bir araya getirilmesidir. Tüp bebek tedavisi ilk uygulamaya başlandığı zamanlarda ön yargılara maruz kalan bir yöntemdi. Anne ve baba adayları en çok yumurta ya da spermlerin karışmasından ya da dini anlamda etik olmadığını düşündükleri için bu yöntemden uzak durmaktaydı. Bunların gerçekliği yansıtmamaktadır. Tıbbi olarak yapılan doğru bilgilendirmeler ile bu tip düşünceler artık değişmiştir. Tüp bebek yöntemi modern toplumlarda çocuğu olmayan ailelerin de ümit dünyası olmuştur.

Günümüzde, tüp bebek tedavisi en önemli üreme yöntemlerinden biri haline gelmiştir.

2 ) Tüp bebek tedavisi nedir?

Tüp bebek tedavisi; kadın üreme hücresi ile erkek üreme hücrelerinin laboratuvar ortamında birleştirilmesi ile döllenme sağlanması, döllenme ile oluşan embriyolar anne adayının rahmine yerleştirilmesidir.

3 ) Tüp bebek tedavisi kimlere uygulanabilir?

Tüp bebek tedavisi bazı endometriozis çeşitleri gebeliğe engel olduğunda, nedeni bilinemeyen kısırlık durumlarında, her iki tarafın da üreme organlarındaki fonksiyon bozuklukları durumunda, doğuştan genel üreme anomalilerinde, alt yöntemlerle gebelik elde edilemediğinde, immünolojik kısırlık durumlarında uygulanabilir.


4 ) Döllenme süreci nasıldır?

Döllenme tamamen laboratuvarda gerçekleşir. Spermler yumurtaların yakınına bırakılıp, spermlerin kendi kendilerine yumurtanın içerisine girip döllemeyi gerçekleştirmesinin beklenmesi şeklindedir. Buna klasik tüp bebek-IVF işlemi denir. Ayrıca mikroskop desteği ile, spermin bir pipet yardımı ile direkt olarak yumurtanın içerisine aktarılması ile döllenmenin gerçekleşmesine de mikroenjeksiyon denir. Özellikle mikroenjeksiyon yöntemi, sperm sayısının çok az olması ve hatta menide hiç sperm bulunmaması durumunda uygulanan devrim niteliğinde bir yöntemdir.

Tüp bebek uzmanları, hangi yöntemi uygulayacağını, çiftlerin durumlarını inceleyerek belirler.

5 ) Tüp bebek tedavisinde hangi ilaçlar kullanılır?

Tüp bebek tedavisinde, kadının yumurtlamasını desteklemek için özel ilaçlar kullanılır. Yumurtlamanın tetiklenmesindeki amaç, embriyoyu meydana getirmek için aday olan çok fazla sayıda yumurta üretebilmektir. Hamilelik oranları, bir embriyo yerleşimi meydana geldiği zaman, ortalama %10, 3 tane embriyo yerleştirildiği zaman ise, %40 ile %50 civarındadır. Ancak ne kadar embriyo transfer edileceği hastanın yaşına ve geçmiş öyküsüne bağlı olarak uzmanlarca karar verilmesi gereken bir durumdur.

Döllenen yumurtalar, embriyo haline gelir. Gelişen embriyolardan seçilenler,  rahmin içine aktarılır. Bu işlem rahim içerisine rahim ağzı yolundan ince bir kateter yardımıyla yapılır. Sonrasında, kadınların yaklaşık %50’sinde hamilelik durumu gözlemlenir. Ancak ortaya çıkan bu hamileliklerin maalesef bir kısmı düşük ile sonlanmakta ve çiftlerin, uygulama başına yaklaşık % 40 civarında çocuk sahibi olabilme durumları gözlemlenmektedir. Bu oran, yapılan birçok tedavi sonucunda ortalama % 70 ile %80 civarına çıkabilmektedir. Bu ortalamanın haricinde geride kalan % 20 ile % 30'luk böm -modern tıbbın bütün olanaklarının kullanılmasına rağmen- bebek sahibi olamamaktadır.


6 ) Tüp bebek tedavisinde hamilelik kesin denebilir mi?

Tüp bebek tedavisi hem maddi, hem de manevi açıdan ciddi oranda fedakârlık gerektirir. Ancak %100' lük net bir başarı, maalesef ki söz konusu değildir. Bu başarı oranını sağlayacağını garanti eden tüp bebek merkezleri konusunda dikkat etmek gerekir. Tüp bebek tedavisinin başarısı anne adayının yaşı, yumurta rezervi, kullanılan tedavi yöntemleri, doktorun uzmanlığı ve deneyimi, embriyolog tecrübesi gibi çok fazla etkene bağlıdır.



Kaynaklar:



Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş alerji konusunda bizim şansımız olmuştu.


İkinci çocuğumda da alerji olduğunu anlamam ve acı gerçeklerle yüzleşmem çok fazla zaman alabilirdi ama Bera'nın barsaklarındaki sinyaller bazı şeyleri netleştirmeme yetti. Kan vardı! Hem de bariz bir şekilde kan vardı. Artık "Bebeğim alerjik mi?" demiyordum bile. Emindim, bebeğim alerjikti. Lina'da olduğu gibi doktor doktor dolaşmak istemiyordum. Bir doktor bulmayı ve kafamdaki tüm soru işaretlerini silmiş olmayı istiyordum. Doktordan çıkıp yine google'da alerji konusunda araştırma yapmak en son istediğim şeydi. Araştırmalarım doğrultusunda tüm kapılar Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş'a çıktı. Asıl branşı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları aynı zamanda Çocuk Gastroentereloji Hepatoloji ve Beslenme Uzmanı..



Alerji, deneyimli isteyen bir hastalık

Çevremde görüştüğüm herkesin bir şekilde yolu Fügen hanıma çıkınca bizde zar zor da olsa randevu alabildik. Ben, doktorumuza gitmek için beklediğimiz süre zarfında süt ürünlerini, alerjen özelliği yüksek olan yiyecekleri kestim çünkü çocuğumu emzirmeye devam etmek istiyordum ve ben yedikçe ona dokunuyordu.

Odaya girdiğimizde Fügen hanım Bera ile sohbet etti. Bera ne kadar o dönemde konuşamayacak kadar minik olsa da sevecen birinin kendi ile iletişim kurmak istediğini anlamıştı. Fügen hanım sabırla hikayemizi dinledi ve Bera'yı tamamen soyup muayene etmek istediğini söyledi. Hani tepeden tırnağa derler ya aynen öyle inceledi Bera'yı. Her yerine dokundu. Saç diplerinden ayak tırnaklarına kadar her yerini muayene etti. Alerji konusundan birçok doktora gitmiştim ama bu zamana kadar ilk defa diz kapağı arkalarına, saç diplerine, kulak arkalarına bakılmıştı.

Gittiğimiz zaman klinik tablomuz şu şekildeydi.
  • Makatta çatlak
  • Popoda geçmeyen yara şeklinde pişik
  • El bileklerinde kuruluk ve pul pul kabarma
  • Saç diplerinde konak
  • Diz arkalarında kuruluk
  • Hırlama 
  • Ayakta ve yatarak reflü
  • Kakada mukus
  • Kakada kan

Prof. Dr. Fügen hanım Bera'yı muayene ettikten sonra herhangi bir teste gerek olmadığını ve eliminasyon diyeti ile başlayacağımızı, aynı diyeti benim de yapmam gerektiğini söyledi. Diğer doktorların aksine Fügen hanım yiyebileceklerinizin listesini veriyordu. En azıdan nasıl bir yol izleyeceğim belliydi ve kafamdaki soru işaretleri kalkmıştı.

Tedavide izleyeceğimiz yol şu şekildeydi; önce Bera'nın hasar gören yerlerini onaracaktık sonra kademeli olarak yemek listemizin çeşidi artacaktı. Her muayene arası 1,5 - 2 ay olacak ve biz bu süre zarfında doktorun dediği listeyi uygulayacaktık. Zaten listeler bu süreye göre verilmişti. Olası bir aksi durumda haberleşmek üzere muayenehaneden ayrıldık.

Doktorumuzdan bahsetmem gerekirse; çocuk ruhundan anlayan, son derece tatlı, çocuğu hakkıyla muayene eden, verdiği bilgiler açıklayıcı ve kafada soru işareti kalmasına mahal vermeyen, alerji konusundan deneyimli ve neredeyse çocuğun öyküsünü bir kez muayene ettiğinde kendi anlatacak kadar iyi gözlem yapan bir doktor.

Birçok kişi eliminasyon diyeti yapmak zor geldiği için bu tarz yaklaşımları olan doktorları, çocukları ya da anneleri aç bırakmakla suçluyor. Ben buna kesinlikle katılmıyorum. Mesela; çocuğunuzun diyelim ki limona alerjisi yok ama inek sütüne alerjisi var. Bir süre alerjen ürünlere maruz kalmaktan bedenin içinde ya da dışında bazı sıkıntılar yaşamış. Bera, ben peynir yiyorum diye sıkıntı çekiyordu ya da süt içtim diye barsakları hasar görüp kanama yapacak raddeye gelmişti. Ben zaten hasarlı olan barsak üzerine bir de limon gibi asitli bir besini tüketsem barsak daha çok hasar görebilir ya da süt ürününü kessem bile barsağın iyileşmesi yavaşlayabilirdi. Bu sebeple alerjisi olmasa dahi çocuğun bedeni akut vaziyetteyken genel alerjen sınıfına giren şeylerden de uzak durmak bana göre en mantıklısı. Doktorumuzun da mantığı bu şekildeydi.

Bana her şey mantıklı gelmişti. Bir süre bu şekilde deneyecektik. Lina'da yaşadığım gibi elime "Yasaklı ürünler listesi" tutuşturulmamıştı. Adım adım ne yapacağım belliydi. Kendimi perişan ve ne yapacağımı şaşırmış halde hissetmiyordum. Alerji zaten başlı başına zorken kendini yenik hissederek tedaviye başlamak yerine zor bir yola girmiş olsak da kayıp değildi bu benim için. Bunda şüphesiz en büyük etki doktorumun verdiği güvendi. Siz de alerji konusunda doğru bir yol almak istiyorsanız kendi doktorumuz memnuniyetle tavsiye ediyorum.

Prof Dr. Fügen Çullu Çokuğraş muayenehane telefon :  0 212 291 29 39

Aynı zamanda Fügen hocanın eşi Prof. Dr. Haluk Çokuğraş'da Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı aynı zamanda Çocuk Alerjileri, Göğüs Hastalıkları, Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı.





Bir süredir şekersiz yaşamın faydalarını araştırıyorum. Uzun bir süredir de #merve50olacak etiketi ile  zayıflama maceramı sizlerle paylaşıyorum. İnstagram'da takip edenler bilir 6 gündür rafine şeker tüketmiyorum ve şekersiz yaşam da ilk hedefim 21. gün hiç rafine şeker tüketmemek. Bunun yanında  unlu şeyleri de yemiyorum. Bugün şekersiz bir tarif denedim. Biraz uydurma oldu çünkü baktığım tariflerde bazı yemişler vardı bazıları  yoktu , ben hepsini karıştırdım . Gerçekten harika oldu.






Tarif şu şekilde:

İçindekiler:

7-8 hurma
10 adet çiğ badem
10 adet çiğ fındık
10 adet kuru üzüm
10 adet yaban mersini
10 adet kaju
3 tatlı kaşığı kakao
2 yemek kaşığı ılık su

Hepsini blendrdan geçirip şekil veriyoruz. Sonra hindistan cevizine bulayıp soğuması için buzdolabına koyuyoruz. Afiyet olsun.

Recipe:

Ingredients:

7-8 dates
10 almonds
10 hazelnuts
10 raisins
10 dried blueberries
10 cashew nuts
3 coffee spoons of cacao
2 spoons of lukewarm water

Place the ingredients into a blender. Process on high speed. Remove them from the processor and prepare small balls. Roll them in coconut. Place them into the refrigerator.
Enjoy!

MARI themes

Blogger tarafından desteklenmektedir.