31 Ocak 2014 Cuma

Ozgur Bolat Ovgu yerine Taniklik et geri bildirimde bulun

Hepimizin çocukluk dönemi farklı, kimimiz çocuk odaklı bir ailede yetiştik kimimiz ebeveyn odaklı..Misal bizim ailemiz çocuk odaklı bir aileydi,düşüncelerimize isteklerimize önem verilir bir yetişkin gibi bizim de fikrimiz alınırdı ama bazı ailelerde böyle değil.Birçok ailede olası durumlara ebeveynin karar verdiği çocuğun zamanı gelince bunlara karışması gerektiği gibi bir algı mevcut.

Biz ebeveyn olarak Lina'nın kararlarına saygı duyuyoruz,onun da birçok şeyde fikrini alıyoruz..Çünkü o da fikirlerine değer verilmesi gereken bir birey..Çocuklar bir çok şeyi çok iyi çözümlüyorlar,onların hayatında şekillenen bir çok şey bizim yansımalarımız..Onların fikirlerini alarak bile ileride daha özgüvenli bireyler olmalarına katkıda bulunuyoruz..

Yaşadığımız şu hayatta şüphesiz ki en değerli varlıklarımız evlatlarımız,onların yaptığı şeyler bizim için çok değerli.Resim defterine sıradan bir çubuk bile çizse  "Sen harikasın,süper olmuş,aslan kızım/oğlum benim!" diyerek onları motive etmeye çalışan,yaptıklarına sadece ve sadece iyi niyetimizden fazlası ile anlamlar yükleyen bizleriz.

Peki sadece motivasyon uğruna yaptığımız bu övgüler çocuğumuza nasıl mesaj veriyor.Biz onlara nasıl sinyaller gönderiyoruz?

Özgür Bolat burada şunu izah etti.Çocuklarınızın yanında konuştuklarınız,onlara karşı gösterdiğiniz davranışlarınızın hepsi ama hepsi çocuğa bir mesaj olarak gider.Siz çocuğun duyacağı bir şekilde "Falancanın çocuğu sınavdan 100 almış,ay nasıl güzel iyi huylu bir çocuk." derseniz ; çocuğunuza "Sen iyi not alırsan benim gözümde güzel ve iyi huylu çocuk olabilirsin." mesajı verirsiniz.

Çocukların küçük yaşlarda tek kabul görme şekli SEVGİDİR.Onları başkaları ile kıyaslamak yerine ya da sürekli övmek yerine sadece sevip,yaşamlarına ve yaptıklarına ortak olalım..


Peki biz ne yapıyoruz ?  

Aşağıdaki cümleler hepimize tanıdık gelecek.

Aferin! Çok güzel olmuş.
Aferin,benim güzel kızıma.
Aferin! Ali çok çalıştı.
Bak ne güzel yaptın!

Peki nasıl olmalı?

Öğretmenim,nasıl olmuş?
Çok güzel olmuş kızım

yerine ,

Öğretmenim,nasıl olmuş?

Farklı renkler kullanmışsın.
Bütün sayfayı doldurmuşsun.

gibi


Ayşe bu sınava çok çalıştı 
yerine 

Ayşe bir haftadır odasında bu sınava çalıştı.


Çok sözcüğü övgüdür , odasında çalıştı demek tanıklıktır.Çok dersek çocuğu yorumlamış kontrolü ele almış oluruz ama odasında çalıştı dersen ona tanıklık edip ne yaptığına dair yorum yapmayarak kontrolü çocuğumuza vermiş oluruz.Daha fazla açacak olursak:

Övgü bağımlılık yaratır ve kontrolü karşı tarafa verir,bu açıdan tehlikelidir.

Ne demek bu? Çocuklarımızı sürekli övdüğümüzde onlarda "onay" ihtiyacı yaratıyoruz.Çocuk övüldüğü sürece yaptığı hiçbir şeyde karar mekanizması olamıyor ve sürekli onaylanmak istiyor.Özgür Bolat övgü konusuna şöyle örnekler verdi.

Bir öğretmen öğrencileri yazın kitap okusun diye tatile çıkarken  "Kütüphaneden kitap alıp okuyan herkese tatil dönüşü 100 vereceğim." demiş.Kendince iyi niyetli bir şekilde çocukları kitap okumaya sevk etmiş fakat sonrasında gözlemlemiş ki çocuklar kütüphanedeki en ince kitapları almışlar ve sadece not için kitap okumuşlar.


Övgü neden zararlıdır ?

"E bunlar bizim gözümüzün kökü bir tanecik bebeklerimiz biz bunları hiç mi şımartmayacağız hiç mi övmeyeceğiz ?" diyebilirsiniz.İşte kilit nokta burası..


Övgü  işi sıradanlaştırır.

Çocuğun yaptığı en basit işe bile övgüler yağdırmak çocukta gelişimi köreltiyor en basit işi bile övülen çocuk daha iyisini yapmak için çaba harcamayı bırakıyor.




Övgü yerine;tanıklık et,geri bildirimde bulun!

Özgür Bolat der ki : Çocuklarımızın mutlu çocuklar olarak yetişmesini istiyorsak onları övmek yerine onlara tanıklık edelim.Onları sadece kendi oldukları için sevelim; bir resmi daha iyi yapıyor diye değil ya da sınıfta birince oldu diye değil.Eğer onların yaptıklarını başarıya bağlarsak onları başarılı oldukları zaman övüp diğer zamanlarda kızarsak,sonunda mutsuz ve başarısız bireylerle karşılaşırız.

Özgür Bolat anlatıyor: 

Bir arkadaşımın çocuğu vardı onlara gittiğim zaman çok mutlu oluyormuş.Çocuk neden mutlu oluyor biliyor musunuz? Çünkü ben ona sorular soruyorum.Bana yaptığı bir resmi getirdiğinde "Aaa burada mavileri kullanmışsın! Bu kısımda ne çizmek istedin? Bana anlat." diye başlayıp anlattığı şeylere karşı ben de ona bir çok soru sorup onun yaptığı şeye tanıklık ediyorum.

Tanıdığı birinin oğlu bşir takımda oynuyor ve koçlarının sürekli onu motive etmek adına "Harikasın! Mükemmelsin! " gibi şeyler söylüyor, hatta hata yapsa bile bu şekilde ona yaklaşıyor ve sonrasında çocuk kendi özgüvenini kaybedip " Ben ne yapıyorum böyle?" diyerek takımı bırakıyor.Çünkü bir süre sonra doğru ile yanlış ayırt edemez hale geliyor.


Övgü gereksiz stres ve gereksiz kaygı yaratır!

Bu olay ünlü koç John Wooden 'ın davranışı ile bire bir zıt..John Wooden UCLA takımını üst üste 8 kez şampiyon yapıyor ve takımı üst üste aldığı galibiyetler ile dünya rekoru kırmış bir takım.Wooden'in sırrı üzerinde yapılan ve saatler süren bir araştırmaya göre şu:Yaptığı tüm söylemlerin sadece %6 'sı övgü,geri kalanlarının hepsi geri bildirim..Oyuncusunu gereksiz yüreklendirmeden ya da hata yaptı diye yermeden sadece onun anına tanıklık edip yanlış olanın doğrusu gösteriyor ve oyuncularının doğrusuna çalışması konusunda teşvik etmiş oluyor.Ne övüyor ne yeriyor sadece tanıklık ediyor.

Özgür Bolat'a "Çocuklarımızı hiç övmeyecek miyiz?" diye sorduk:

Dış dünyada ve eğitim sisteminde bu konuda ciddi boşluklar var çocuklarımız anaokulundan itibaren yaptığı bir resmi öğretmenine gösterip onun "Harika olmuş!" demesini bekliyor çünkü bununla büyümüş.Bu düzeni tümden değiştiremiyorsak da çocuklarımızın minimum etkilenmesini sağlamak bizim yaklaşımlarımızda yatıyor. Evde başka çocukları övmeden çocuğumuzun yapabildiklerine tanıklık edip yanlışlarında geri bildirimde bulunarak onları mutlu çocuklar haline getirebiliriz.Bunun yanında onlar bizim evlatlarımız, arada ve dozunda övgüyü hak ediyorlar.

Buna kendimce örnek verirsem Lina ile boğuşup,sarılıp oynadığımızda beni sımsıkı sarılıp öptüğünde "Dünya'da beni en harika öpen kişi sensin." diyorum onun beni öpMesini övüyorum bundan da kimseye zarar gelmez değil mi...


Bir sonraki yazı ödül ve ceza 

29 Ocak 2014 Çarşamba

Ozgur Bolat Basarili ve Mutlu Cocuklar Yetistirmek İcin




Başarı mutluluk getirir mi?

Bir insanı ne mutlu eder?

11.Ocak.2014 tarihinde Montessori Derneği tarafından düzenlenen ve Dr.Özgür Bolat'ın konuşmacı olduğu seminer böyle başladı.

Sonrasında , "Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesini birincilikle bitiren. New York Üniversitesi’nde burslu psikoloji eğitimi alan. Buradan da “Üstün Başarı Ödülü” kazanan. Fulbright ve Türk Eğitim Vakfı bursu ile yüksek lisans yaptığı Harvard Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden 4.00 üzerinden 4.00 ortalama ile mezun olan.Türkiye’ye dönüşünde Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde iki yıl öğretim üyeliği yapan. Doktorasını Cambridge Üniversitesi ve 'MIT Sloan School of Management’ta yapan. Yeni Zelanda’da yapılan uluslararası bir konferansta “En İyi Genç Araştırmacı” ödülünü alan"  Dr. Özgür Bolat konuya şöyle devam etti:


  İnsanları mutlu eden şeyler nelerdir? Kabul görmek ve onaylanmak değil mi? Mutlu olduğunu bildiğim iki   taraf var.Bir taraf dedem ve ninem diğer bir taraf da arkadaşım G. Dedem ve ninem              "Kişilik,ilişkiler,değerler,prensipler" odaklı yani "iç kaynaklı" yaşıyor; arkadaşım G.  "Başarı,statü,para,mevkii." odaklı yani "dış kaynaklı" yaşıyor sonuçta her iki tarafta mutlu.Yalnız: G. ilkokul 4. sınıfta zayıf not aldığı zaman babasının ona söylediği kırıcı bir kelime sebebi ile hırs yapıp bu mevkiye gelmiş ve getirilerinden mutlu;dedem ve ninem ise köyde muhabbeti sevilen,fikri sorulan ,kendilerine yetecek kadar geliri olan ve aranılan isimler olduğu için mutlular.Bir taraf başardığı oranda mutlu ,diğer taraf mutlu olduğu oranda başarılı.

Beklentiler farklı olsa da sonuçta her iki taraf da mutlu, fakat sağlıklı olan iç kaynaklı mutluluktur.İnsanlar iç huzura ermek ve hakiki mutluluğa erişmek için iç kaynaklı mutluluğa yönelmelidir.Bu yüzdendir ki her şeyi olmasına rağmen bir çok insan mutsuzdur.Özgür bey, arkadaşı G. için ve kendi için öz eleştiri yaptı:Uzun vadede dedesi ve ninesi gibi olmanın - iç kaynaklı yaşamanın- insanı hakiki mutluluğu getirdiğinden,arkadaşı G. 'nin  ve hatta kendisinin de dış kaynaklı yaşayarak şu anda bulunduğu başarıları elde ettiklerinden ama sağlıklı olanın iç kaynaklı başarı olduğu için ona doğru yol almak adına çaba harcadıklarından bahsetti.





Montessori Derneği başkanı Seda Aydın seminerdeki sunuma başlamadan önce montessori konusundan bahsedip "Çocuğunuz mutlu olduğu şeyi yapsın ,eğer çiçekçi olarak mutluysa çiçekçi olsun." demişti.Kendi adıma cevap vermem gerekirse ben de ne olmak istiyorsa onu olmayı başarabilmiş bir evladım olsun isterim çünkü sonuçlara ulaşmak için süreçlerden faydalanmak ve o süreçleri mutlu olarak tamamlayabilmek en büyük kazanım ama bunun yanından sürecin başlangıcından dış kaynağa odaklı yaşayıp zamanla kendini geliştirerek iç kaynağın önemini fark edebilen bireyler olabilmekte bir başarı..Şunu diyebilirim k; kızım ileride ne olursa olsun ya o işi severek yaptığı için başarılı olsun ya da hedefine ulaştığı için başarılı olsun ama bir şey yanlış gittiğinde "kendini farkında" bir birey olarak değiştirme alt yapısına sahip olabilsin.




Mutluluğu başarıya bağlamak insanları sürekli başarmak zorunda hissettirir.


Peki;başarmak ,herkesin imrendiği bir statüde olmak,çok para kazanmak mutluluk getirir mi?


Yapılan bir araştırmaya göre insanları mutlu eden şeyler ve işlevleri şu şekilde sıralanmış                               

  1. Seks                                Üreme                                
  2. Sosyalleşme                     ?????????????
  3. Dinlenme                          Hayatta Kalma
  4. Din/Meditasyon                Hayatta Kalma
  5. Yemek                             Hayatta Kalma                       
  6. Eksersiz                           Hayatta Kalma
  7. TV                                   Hayatta Kalma
  8. Yemek yapma                  Hayatta Kalma
  9. Sohbet                             ??????????????
  10. Çocuk                              Hayatta Kalma

Sosyalleşme ve sohbet etmenin en önemli işlevi insanda kabul görme duygusu yaratmasıdır.İnsan toplum içinde kabul gördüğünü ve onaylandığını düşünür, bu da onu rahatlatır.Dış kaynaklı yaşayan insanlar sürekli başkalarını mutlu etme için yaşarlar.Davranışlarının hepsi başkalarının vereceği tepkiye odaklıdır.Bu da hedefe ulaşırken onları sonuca kitlenmeye iter.Bir süre sonra sadece hedefe odaklanıp arada yaptıkları şeylerin önemini asla kavrayamaz hale gelirler.İçe odaklı insanlar ben, ben olduğum için kabul edilmeliyim diye düşünür bu sayede özgüvenleri gelişir.Çocuklarınızın özgüvenlerini geliştirmek istiyorsanız onlara hedef koymak yerine hedefine ulaşacağı yolda destek olalım!

Birinci olmayı beklemek dış kaynaklı ;elinden geleni yapmak iç kaynaklı mutluluktur.Çocuklarınıza her zaman elinden geleni yapması gerektiğini öğretin.

Örneğin: William J. Sidis  IQ seviyesi 250-300 arasında olan dünya yüzeyinde yaşayan gelmiş geçmiş en zeki insan kabul edilen kişidir.Kariyeri türlü başarılarla doludur.2 yaşında Latince'yi, 3 yaşında Yunanca'yı öğrenmiş, anatomi üzerine denemeler yazdığında 4 yaşındaymış ve 8 yaşına gelmeden önce İngilizce, Latince, Yunanca, Rusça, İbranice, Fransızca ve Almanca'yı öğrenmiş. İlkokul çağı geldiğinde ise Vindergood adıyla andığı bir de dil geliştirmiş. İlkokulu;1. sınıf 1 gün, 2. sınıf  birkaç gün, 3. sınıf 3 ay, 4. sınıfı bir hafta, 5.sınıf 15 hafta, 6 ve 7. sınıflar beş buçuk hafta gibi bir sürede bitirmiş.11 yaşında Harvard'a kabul edilmiş. Aynı sene Harvard'da profesörlere 4 boyutlu objeler hakkında ders vermeye başlamış,16 yaşında Harvard Hukuk Fakültesine geçmiş. 20 yaşına gelince de sosyalist/komünist eylemlere, mitinglere katıldığından hapse girmiş.46 yaşında bir otel odasında tek başına ve depresyondayken ölmüş, hayatında bıraktığı hiçbir icadı yokmuş..


Peki,başarının kabul görmesi için bir eser bırakmak mı gerekir ya da diğer başarılı insanları "başarılı " kılan nedir de William j. Sidis bunu yapamamıştır.Dünyanın en zeki insanıyken neden mutsuz şekilde ölmüştür.Çünkü başarılı kişiler yetenekleri doğrultusunda yönlenmiş ve bu yeteneği daha iyi hale getirmek için pratik yapan,bunu zorunlu olarak değil isteyerek yapan kişilerdir.Örneğin Tiger Woods daha iyisini yapmak için günde 2000 atış yapıyor,Orhan Pamuk bir günde sayfalar dolusu okuduğunu fakat ortalamaya vurulduğunda  0,75 sayfa yazdığını söylüyor peki bu kişileri başarılı yapan ne? Pratik!! Pratik yapmadaki sebat ise otokontrolden geliyor.



Pratik ile her şey elde edilebilir fakat genetik yatkınlık konusu başarıya hiç mi etki etmiyor? Özgür Bolat buna şöyle cevap verdi:

Tabi ki genetik yatkınlığın önemi var örneğin :Dünyada tüm 2.10 m civarı boyu olanlar NBA'de fakat NBA'de boyu çok daha kısa olanlar da oynuyor bunun sebebi boyu uzun olanlardan daha uzun tendonlara sahip oldukları için onlar kadar zıplayabilmeleri.



Peki hangi kişiler yetenekleri doğrultusunda hareket edip,hem mutlu olup hem de başarı elde edebilirler?

Cevabı net:OTOKONTROL

Çocuklarımızın otokontrol sahibi olup olmadığını anlamamıza yarayan bir deneyi izleyeceğiz bu deneyde 4 en küçüğü 4 yaşında olan çocukların önüne marshmellow konuyor ve onlara eğer beklerlerse bir tane daha yemeye hak kazanacakları söylenip odadan çıkılıyor,yalnız çocuklara bekleme süresinin 15 dakika olduğu söylenmiyor.Neler olduğunu hep birlikte izleyelim.


Araştırmaya göre sabredip bekleyenlerin diğerlerine göre daha başarılı oldukları kanıtlanmış.Çünkü otokontrolü olan insanlar yani o anki zevkinin daha iyi bir şey için erteleyebilen insanlar hayatta daha başarılı olmuşlar.Otokontrol aynı zaman insanları değiştirmeden kabul etmeyi becerebilme ve ona kendi düşüncelerimizi empoze etmemeyi getirir ki bu da hayatta başarılı olmaya giden ayrı bir yoldur.

Oto kontrolü geliştiren en önemli şeylerden biri KİTAP OKUMAKTIR.


İşte William J. Sidis 'in başarılı olmasını engelleyen en önemli şey, hızlı öğrenme gücü sayesinde sürekli yeni başka bir şey öğrenmeye odaklanması ve konsantrasyon elde edememesi ve neticesinde otokontrolünü kaybetmesiydi... 

Bunun yanında başarılı bir çocuk yetiştirmek için zemin hazırlanabilir mi? Bir çocuk için rol model olmak onu belirli bir konuda başarılı olmaya itebilir mi?



Bunu proje çocuk yetiştirmekten çok ayrı tutarak şöyle örneklemek:Bir aile çocuklarına satranç öğretmek istemiş ve onların satranç konusunda en iyi olmaları için daha onlar doğmadan ortam hazırlamaya başlamışlar.Kendileri satranç bilmedikleri halde uzun süre çalışıp satranç öğrenip kendilerini eğitmişler.Kızları doğduktan sonrada fırsat buldukları her boş zamanda satranç oynamışlar ve zamanla kızları satranca ilgi duymaya başlamış.Aile amacına ulaşma yolunda ilk adımı tamamlamış.Sonrasında da kızları dünyada ilklere imza atmışlar ve stranç konusunda önce kadınlar kategorisinde rekorlar kırmışlar ve sonra karma olarak da rekorlara imza atmışlar 


Burada olayın iki püf noktası var.Biri, çocuğunuza bir şeyi öğretmek istiyorsanız bunu onun yaşam biçimi olabilecek şekilde ayarlayın; ikincisi çocuklarınıza yaptırmak istediğiniz şeyleri kendinizde öğrenin ve yapın.



Buraya kadar olan kısmını özetlersek Başarı tek başına yeterli değil,başarıya elde etmede ki en önemli yol pratik yapmak,başardığımız şeyin bizi mutlu etmesi önemli ama bu mutluluk içsel mutluluk olduğu zaman sağlıklı bir şekilde yaşayabiliyoruz.Sürekli başkalarını mutlu etmek için yaşarsak sonunda kendimiz mutsuz oluyoruz.Başarıya ulaşmadaki en önemli faktörlerden biride otokontrol,eğer otokontrolü sağlarsak başarıya en güvenli şekilde ulaşıyoruz.Çocuğumuz başarılı olsun istiyorsak başaracağı konuda ona ortam sağlayıp rol model oluyoruz.


Peki biz çocuğumuzun başarılı olması için bunların yanında ona nasıl bir hayat sunmalıyız ona neleri öğretmeliyiz,nasıl davranmalıyız,başarıya giden yolda mutlu bireyler yetiştirmenin püf noktası nedir derseniz konu biz ebeveynler için yeni başlıyor.

Yarınki yazımda 


  • Yetenek
  • Övgü
  • Ödül
  • Rekabet
  • Ceza   

 konularına değineceğim.




















10 Ocak 2014 Cuma

GÜÇ İÇİMİZDE,SADECE FARKINDALIK LAZIM.....

Günlerdir anne arkadaşlarımızla twitterda konuşuyoruz .Pozitif düşünmenin ne kadar önemli olduğunu zaman zaman kendimize fırsat ayırmamız,kendimizi mutlu etmemiz gerektiğini.

Peki kendimizi mutlu etmek için neler yapıyoruz.Yaşadığımız hayat gailesinde neleri kaçırıyoruz,neler bizi mutlu edebilecekken elimizden kayıp gidiyor.

Hiç düşündünüz mü?

Ben bu sabah yolda bunu düşündüm.Her sabah sağımdan kalkarım ve uyandığım, sağlıklı olduğum için ailem ve sevdiklerim hayatta olduğu için şükrederim.Sonra kızımın odasına gider onu kontrol ederim ve tabi ki koklarım..
Sabah işe giderken çektiklerimden 10.01.2014

Bazen basit gelen ama sahip olduğumuz için şükür etmediğimiz ve mutlu olmadığımız ne çok şey var farkında mısınız?İnsanın hayatta sahip olabileceği en önemli şey "sağlık" .Bunun yanında sevdiklerimiz ile mutlu olabilmek ve tabi ki hayatımızı idame ettirebileceğimiz bir gelirimizin olması en önemli değerlerimiz.Konuya nereden geldiğim ben....Sabah sahilden gittiğimiz için hep deniz ve güneş fotosu çekerim, o sırada yürüyüş ve koşu yapan insanlara takılır hep gözüm,kendi kendime şunları düşünürüm:

Ne güzel,adam sabah sabah üşenmemiş çıkmış yürüyüş yapıyor.
Bak şimdi ben olsam üşenirdim buralara gelmeye
Zaten buralara otobüsle gelip yürümeye üşenir insan.
Şimdi bu adam hiç mi düşünmüyor -e tabi erkek ne de olsa öyle kaygıları yoktur- bu soğukta yürüyorum akşama hasta olsam çocuğuma geçer diye
Aman Merve sen böyle hastalık kafaya taktıkça çocuk sürekli hasta oluyor,.Düşünme,takma.
Hastalık demişken ,bak ben hani bu çocuğa kan sayımı yaptıracaktım.
Şimdi hastaneye gitsek bir ton tantana.
Ay dur!Şimdi acayip grip türleri var kan sayımı diye gümbürtüye gitmeyelim.
Bak bu çocuk bu aralar yemiyor aslında baktırınca ona da baktırsam.
Ben bu çocuğa umca alacaktım unuttum.Bak şimdi...Benim yüzümden hasta olursa?
Aman Merve saçmaladın Allah'a emanet bir şey olmaz evelallah.
Akşama Lina ile çadır kuralım kaç gündür istiyor çocuk unutuyorum.
Kuzum benim ya dün bir de bağırdım boşu boşuna.Söz,bundan sonra bağırmayacağım.
Aslında biliyorum benim çocuğum yaramaz değil ben sabırsızım.


Eşim beni sarsarak sorar"Aşkım hiç konuşmuyorsun? Ne yiyeceksin ne alayım kahvaltılık?"

Düşünürüm..........Al işte bir şeyler aşko.

Sonra yine düşünceler başlar....

Aman buranın açması da kazık gibi.
Zaten açma ye, poğaça ye, tatlı ye bu hale geldik.
Ya ben kaç gündür aç geziyorum niye kilo veremiyorum.
Bak spora da boşuna para veriyoruz he gitmiyorum ne zamandır.
Ya bu insanlar nasıl yetişiyor spora, eve, işe güce.
Bak bir de bana diyorlar her şeye yetişiyorsun diye halbuki ev aldı başını gidiyor.
Bilmez ki kimse,birini yaparken diğer bir şey kalıyor.
Ay yarın seminer var şimdi temizlik kaldı pazara, e ben ne zaman dinleneceğim? Pofff.

Yukarıdaki düşünceler bizzat bana, bu yazıyı yazan kişiye ait.Az biraz pesimist olurum da ben.Hiçbir şeyi olumlu yanından düşünmem,başkasına gelince süper akıl veririm,acayip motive ederim ama kendime gelince her şey dibe vurur, olumlu bir yan bulamadığımda da dalar giderim,azıcık imanım olmasa isyan edecek hale gelirim bazen.

Ya da gelirdim diyelim...

Bu sabah eşim beni iş yerime yakın bir yere bıraktı.Mısır çarşısının arkasındaki kahvaltılık satan yerlerin oradan yürüyerek gittim bugün işe.Tezgahlarını yeni açan insanlar ya da çoktan açmış insanları seyrettim bir bir.Her detayını inceledim, her anını içime işlettim.Peynirlerin mis gibi kokusu insanların mekan açma telaşesi,zeytinlerin güzelliği,mis gibi pancar turşusunun bile kokusu geldi burnuma,oysa ben her gün geçiyordum o yoldan...Hiç gelmemişti bu koku burnuma.Her gün önünden geçtiğim Kuru kahveci Mehmet Efendi'nin oradan geçerken kahve kokusunun rahiyasına kapılan gönlüm kendini buluverdi bir anda kahveci sırasında.Oysa ben kahve sevmezdim ki."Demek ki bu farkındalık böyle bir şeymiş!" dedim içimden,insana sevmediği şeyleri bile sevdirip, dikkatini çekmeyen şeyleri bile dikkatini çeker hale getiriyormuş.Sonrasında hediyelikçilerin renkli dükkanlarına baka baka ilerledim.Her baktığım şeyi hayal ettim güzel bir mekanda, pastacıların- kendimi almamak için zor tuttuğum- ürünlerini kurcalaya kurcalaya ilerledim ve ofise geldim.Ofise yakın bir yerden de kendime iki tane bileklik aldım.Sevdim, hissettim onların dokusunu sonra olumlama yaparak bileğime taktım.Kapıdan girmeden besmelemi çektim ve sonrasında daha bir pozitif başladığımı fark ettim işlerime.Halbuki dün laptopa su döktüğü sırada onu temizleyeyim diye günlerce uğraştığı karlılık hesaplaması silinen ,onu öğlene yetiştirmek zorunda olduğu için gece 3'e kadar uyumayan ve bu yüzden perişan halde olan ben değilmişim gibi ,kaygılarımdan uzak ve pozitif başladım güne.



Geçenlerde Sevgili Klinik Psikolog Pınar Mermer'in bir seminerine gittim. "2-3-4 yaş semineri ve farkındalık" konusu işlendi.Sevgili Pınar sayesinde hayatımda bir çok şeyi değiştirdim ve değiştirmeye devam ediyorum bu vesile ile kendisine teşekkür etmek istiyorum.Pazartesi gününden itibaren ondan öğrendiklerimle Lina'da ne gibi şeyler değişti ya da ben nasıl değiştim/değişiyorum bunları yazacağım.Bunun yanında o seminerde sevgili Uzm. Farkındalık terapisti Özlem Ekenler ile tanışma fırsatı buldum.Kendisi ile farkındalık konusuna genel bir dalış yapmıştık ve Pınar'dan da daha önce öğrendiklerim doğrultusunda bugün bunları denemek istedim.

Özlem bize soğukta farkındalık anlatırken..
Farkındalık benim anladığım kadar ile şu : 

Hepimiz yaşamışızdır; trafikte giderken bazen ne kadar yol katettiğimiz farkına bile varmayız ya da kitap okurken başka düşüncelere dalarız da"Aaa bu sayfaya ne zaman geldim?" derken buluruz kendimizi, işlerimiz ya da o anda yapmak istediklerimizi yaparken neleri aklımızdan geçirdiğimiz -benim yukarıda yazdığım gibi- kaygılarımız yüzünden belki de neleri layığı ile yapamayız.Bir çok psikolojik rahatsızlık bu pesimit duyguların ilerlemesi sonucu ortaya çıkıyor -benim anladığım kadarı ile- obsesif kompulsif bozukluk,depresyon,anksiyete gibi bir çok rahatsızlık bu kaygılanma halinin günlük rutinin bir parçası halinden çıkıp hayatın her anında yaşanılan bir hal haline gelmesi ile yalanıyor.

İşte bu noktada farkındalık devreye giriyor.Hayatın karmaşasından,kaygısından uzak,sadece şimdiye o ana odaklanmak.Yapacağın bir işe tam anlamı ile odaklanma, ondan başka bir şey düşünmemek ve her detayını içine işlercesine kokusunu,lezzetini,hissini alarak yapmak.Yani özetle "şimdi de kalmak,şimdiyi yaşamak" 

Örnek verecek olursam Özlem'in bize anlattığı gibi hepimiz her gün diş fırçalıyoruz bunu yaparken tamamen yaptığımız işe odaklanıp yaparsak eğer yaşadığımız kaygılardan ve hayat gailesinden uzaklaşırsak, diş fırçalamanın tadına varıyoruz."Diş fırçalamanın da tadı mı olur?" demeyin.Bunu sadece ana odaklanarak yaptığınızda beyniniz dinleniyor ve siz kendi psikolojiniz için geleceğe yatırım yapmış oluyorsunuz.

Peki nasıl yapılıyor bu farkındalık? 


Elinize diş fırçasını alıyorsunuz.Soğuk mu ? Sıcak mı? Hissediyorsunuz sonra macunu açıyorsunuz, açarken yavaş yavaş hissederek yapıyorsunuz,macunun kokusunun çekiyorsunuz içinize.O an elinizde tuttuğunuz her şeyin dokusunu hem fiili anlamda hem de ruhi anlamda hissetmeye çalışıyorsunuz.Bundan sonra yaptığınız her harekette her anı içinize kazıyorsunuz.Mesela biz kadınlar her gün en az bir kere bulaşık makinesi boşaltıyoruz bunu sadece o işe odaklanarak yaparsak beynimizi dinlendiriyoruz ve bize daha iyi hizmet etmesi için ona zemin hazırlıyoruz,ama inanın en çok dinlenen ruhumuz oluyor.

Bunu ben aynı zamanda dindeki tefekküre benzetiyorum bir çiçeğe bakarak yüce yaradanın onu ne güzel yarattığını her detayına vararak düşünmek ve o an ondan başka şey düşünmemekte bir farkındalık aslında.



 Demem o ki dostlar biz istediğimiz sürece değiştiremeyeceğimiz bir şey yok.Kötü huylarımızı,karamsarlığımızı ya da hoşlanmadığımız bazı davranışlarımızı değiştirecek iradeye sahibiz hepimiz.Özetle:
GÜÇ İÇİMİZDE....














8 Ocak 2014 Çarşamba

Çocuğumla neler oynayabilirim -1-

   Yazacak o kadar çok konu var ki nereden başlasam,nasıl yapsam,nasıl yetişsem bilemiyorum, blogger arkadaşlarım anlar beni taslakta bekleyen bir çok yazı var tam birini tamamlayıp yayına alayım diyordum twitter'dan sevgili Burcu whatsapp'dan yazdı "Merve akşamları Lina ile neler oynuyorsunuz?" 

   Akşam eve gelince kısıtlı zamanda etkin vakit geçirmek benim için çok önemli, Lina oldum olası geç yatan bir çocuk olduğu için biraz zamanımız oluyor yemek vs derken kalan zaman azalıyor bu sebepten ben onunla kalan vaktimin çoğunu onun istediği gibi geçirmek istiyorum "bundan dolayı genel kurallarımız dışında öyle "Şu saatte şu yapılacak!" gibi takıntılarım yok.Bol bol oyun oynuyoruz.

Ayrıca oyun oynamak deyip geçmeyin ebeveyn-çocuk arasındaki iletişimi kuvvetlendiren en önemli şey "oyun" .

  • El, kol, göz koordinasyonu açısından oyun çok önemli
  • Hareketli oyunlar çocukların kol ve bacak kaslarının gelişimlerini destekliyor.
  • Renk,şekil,boyut ve dokunma algıları oyun ile gelişiyor.
  • Oyunla içinde bulundukları durumları resmini çizebiliyor ya da canlandırabiliyorlar Bu sebepten çizim ve canlandırma psikolojide terapi yöntemi olarak kullanılıyor.
  • Oyunla aynı zamanda çocuğun yaratıcılığını arttırır.
  • Toplu oynanan oyunlarda çocuklar sınır belirleme,kural öğrenme,diğer kişilerle uyum içinde olma gibi duygularını pekiştirir.
  • Oyun sayesinde öz güven duyguları gelişir ve kendilerini yeterli hissetmeyi öğrenirler.

Peki biz akşamları neler yapıyoruz ?

Akşamları yapacağımız şeyleri Lina'nın belirlemesini seviyorum çünkü Lina aktivite için hazırlık yapmaktan ya da bir şeye bağlı kalmaktan hoşlanan bir çocuk değil.Mesela içinde çeşitli faaliyet eşyalarının olduğu aylık kutular ya da dergilerden hoşlanmıyor burada püf nokta anneliğin özünde olan şey "Çocuğunu tanımak!" bu sebeple ben de onun hoşlandığı şeyleri tercih ediyorum.

Bu aralar fazlası ile oynadığımız Manyetik Lego, bu oyuncak ile sıradan şeyler yapabileceğiniz gibi 3d olması sebebi ile çok değişik tasarımlara da imza atabilirsiniz.




    Lina resmen elinden bırakmıyor.Farklı bir çok şekle sokulma ihtimali olduğu içinde bıkmadan oynanacak bir oyuncak.Genelde oynarken benim sadece parçaları ona vermem konusunda destek olmamı istiyor ya da yaptıklarını bana gösterip ona yorum yapmamı.


    Biz bu oyuncağı Morhipo'dan aldık.Aldığımız bölüm ise morhipo.com 'un oyuncak bölümü.Morhipo ile beni fikirdenk.com buluşturdu  #fikirdenklerdeniyor projesi kapsamında yaptığımız alışverimiz Lina'nın elinden bırakmadığı bu oyuncağı ile tanıştırdı bizi,şimdi akşamları keyifle oynuyoruz.

Morhipo.com 'a gelince 
Türkiye’de ilk kez yeni sezon ürünleri ve çok avantajlı kampanyaları bir araya getiren morhipo.com, her zevke ve bütçeye uygun zengin ürün çeşitliliği, çok yüksek indirim oranları ve hızlı teslimat ayrıcalıklarıyla alışveriş dünyasında fark yaratıyor. Yeni Sezon bölümünde mağazalarla aynı zamanda binlerce sezon ürününü üyelerine sunan morhipo.com,  Özel İndirim Kulübü bölümünde ise her gün yüzde 90’a varan indirimler uygulayarak kaçırılmayacak kampanyaları üyeleriyle buluşturuyor.



Akşamları neler oynuyoruz konusu yarın da devam edecek...

2 Ocak 2014 Perşembe

İşte böyle geldi bize 2014

O kadar yoruldum ki artık! Evet biliyorum daha beterleri var,devasız dertler var ama insan yaşadığını biliyor.

Lina okula başladığı eylül ayından beri hep hasta.Önce basit nezleler ağır griplere dönüştü sonra krup denen bir illetle tanıştık.Vücuda giren ve girdiği andan itibaren insanın yakasını bırakmayan illetle.Kuru öksürük ile başlayan sonra tıkanarak öksürük komasına girdiğin,bazı zamanlar kusturacak kadar öksürten ve kendini nebulizatör ile başbaşa bulduğun ve asla ama asla peşini bırakmayan bir hastalık..Bir ÜSYE türü ama kronikleşen ve insana yapışanından.



Daha sonra bir gün çocuğumun bakmaya kıyamadığım gözlerinden iltihaplar akmaya başladı sarı sarı "Ayy ne oluyor!" demeye kalmadan iltihaplar yeşile döndü göz kapandı vs. derken öğrendik ki konjonktivit olmuş ve bu hastalık da kronikleşen insanı olduğu zaman yakalayan ve sürekli tekrar edebilen bir hastalıkmış.Öyle fena bir hastalık ki göz iktihap akıtarak şişiyor,kaşınıyor ve kapanıyor.Küçücük çocuğa göz damlası  sıkma sırasında yaşadığımız travmayı anlatamam bile.Ellerimize yapışıp "Anne yanıyor, annem yanıyor, annem ne olur sıkma annem, babam bırak babaaam!" diye yalvarırken ona damla sıkmaya çalışmak;gözü her kapandığında kurumuş iltihap gözünden aksın da gözü açılsın diye sokup yıkamak zorunda kalmak,peşinden üşütmesi ve hasta olma silsilesi.....




Arada yaşadığımız şiddetli kabızlığı diyemiyorum bile! Kabız eşliğinde yaptığımız lavmanları,evin ortasında çocuğumun "Acıyor annem yanıyor!" diye inlediğini,yediği minicik bir şey alerji yaptı diye kabızlık eşliğinde perişan olduğunu...

Bunun yanında benim dün gece tüm hüclerime yayılan ağrılar,bademciklerimin birbirine yapışması ve tiremeyle ateşi aynı anda yaşamam.

Tam "Hay ben bu uğursuz 2014'ün..!" diyecektim kiiiii sabah zar zor hazırladığım kahvaltı masasına oturan Lina'nın sandalyesi masadan uzaklaşarak kayınca masaya tutunmak isteyen çocuğum masadaki tabakla birlikte yere düşmesi hem de ayakları sandalyede kafası "Gümmm! " sesi eşliğinde yerde ve altında kırık tabak parçaları..Çocuğu kucağıma alana kadar aklıma gelenler,bir yerine girdi mi girmedi mi düşüncesi...Hastalık üzerine bir de tabsiyonumun düşmesi..Al işte sıyırma noktası..


  
Hemen arnica sürdüğüm için pek belli olmuyor ama başının köşesi bayağı şişti

Çok üzüldüm tabi çocuk yere kapaklanıp yüzü yere yapışınca,öyle alnı şişip perişan  halde ağladığı için gözü daha çok iltihap akıtınca artık dayanmadım ben de ağladım.Böyle anıra anıra derler ya aynen öyle.

Sonra gecenin yorgunluğu,yaşanan psikolojik yorgunluklar ben yatağa serildim, ukuzum koynumda oyuncakları ile oynadı..Eşimin bırakıp gelemeyecek büyüklükte bir işi vardı annem yanımızda diye içi rahattı ama annem ayrı alem.Ben de yarı uyur yarı uyanık yatakta onu seyrettim sonra o da uzandı yanıma anne-kız bu saate kadar uyumuşuz..

Ee ne yapalım biz 2014'e böyle başladık her şeye rağmen hayatı bir şekilde yaşıyoruz.Rabbim kimseyi çekemeyeceği dertle imtihan etmezmiş.

Özetle Gelsin 2014,bildiği gibi geldin.İşimiz bu,yaşamak!

Rabbime isyan etmiyorum! Asla da etmem yine de halimize binlerce kez şükürler olsun..Hastanelerde şifa arayan devasız dertlerle boğuşan insanlar var diye bunları yazmaya utanıyordum ama hani "Yazmasaydım çatlardım!" dedikleri durum içindeyim.Evde bir tas bir şey yok,her yer her yerde şu saat oldu daha yeni uyandık!

NOT:Sabahtan beri arayan,soran,tweet atan herkese sonsuz teşekkür ancak kalktık kendimize gelip dışardan bir şeyler söyleyeceğiz..Sorduğunuz için sağ olun canlar...


TOP-LEFT ADS

Huuu Huuuu

BAL YANAK