Ben çocukken ailemin en önem verdiği şeylerden biri tiyatroya gitmekti. Tiyatroya gideceğimiz
günlerin gecesinde uyuyamaz, bayram çocuğu gibi heyecanlanırdım. Babam gideceğimiz tiyatronun
konusunu söylemezdi, öyle meraklanırdım ki heyecan içinde  perdenin açılmasını beklerdim. O zaman çok değişken dekorlar yoktu. Konu bir dekor üzerinden işlenirdi. Günümüzde durum çok daha farklı.

Ben size Türkiye'nin en büyük müzikli çocuk tiyatrosu olan "Sezuş'un Hikayeleri : Efe İle Bulut Osman Bey'e karşı" adlı oyundan bahsetmek istiyorum: Animasyon filmi gibi canlı bir sahne hayal edin, dekoru gördüğünüz an siz bile bayılıyorsunuz, karakterin kostümleri öyle muhteşem ve gerçekçi ki Bulut'un gerçekten o sevimli köpek olduğunu düşünüyorsunuz, harika ses düzeni ile bir anda kendinizi Sezen Aksu'nun fenomen şarkıları ile oynarken bulabiliyor ve barkovizyon ile desteklenen sahne sayesinde birden hikayenin geçtiği o mahalleye ışınlanıyorsunuz. Bu anlamda "Sezuş'un Hikayeleri : Efe İle Bulut Osman Bey 'e karşı” görülmeye değer bir oyun.



Türkiye'nin bir sanatçının bestelerinden uyarlanarak müzikleri hazırlanan ve o sanatçı tarafından
yazılan  ilk oyunu olma özelliğini de elinde bulunduran bu müzikli çocuk tiyatrosu, Finansbank ana
sponsorluğunda ve Hürriyet'in katkıları ile sahneleniyor. 24 Ekim 2015'de İstanbul’da başlayan
gösteri, 19 ve 20 Aralık tarihlerinde üst üste 2 gün Antalya AKM Büyük Salon’da izleyicileriyle
buşluşacak. Antalya gösterimlerinin ardından turne sırasıyla İzmir, Ankara ve Erzurum’da izleyicilerle buluşmaya devam edecek. Biletleri ve etkinlik takvimini Biletix'de bulabileceğiniz oyun, size yaşattığı keyifli dakikaları çok uygun bir fiyata sahneliyor.



İstanbul Entertainment Group-IEG prodüksiyonu olarak sahnelenen oyunun içeriğine gelecek
olursak: Küçük Efe mahallerinin köpeği Bulut ile güzel bir arkadaşlık kuruyor. Hikayede bu arkadaşlık işlenirken aynı zamanda da saygılı olmak, empati kurmak, hayvan sevgisi gibi önemli duyguların da pekişmesi sağlanıyor. Çocuklarınız ile geçireceğiniz keyfili bir hafta sonu etkinliği olacak bu müzikli tiyatro hepimizin aşina olduğu Sezen Aksu şarkıları ile renklendiğinden ebeveynleri de kendine hayran bırakan, yer yer güldüren bazen de hüzünlendiren bir müzikli şölene dönüşüyor.

Oyunu kendi sitesinden inceleyebilir http://www.efeilebulut.com kısa videosunu seyredebilirsiniz
aynı zamanda soysal medya da #EfeileBulut etiketinden takip edebilirsiniz.

Sezuş’un Hikayeleri Antalya gösterimlerine bilet almak için ise aşağıdaki Biletix sayfalarını ziyaret

edebilirsiniz:

19 Aralık: http://bit.ly/1k9Ntsu

20 Aralık: http://bit.ly/1MbI4Ie

Bir de turne kapsamında düzenlenen bir sosyal medya yarışması düzenleniyor. Özellikle çocukların

hayvan sevgisi teması üzerine dikkatini çekmeyi hedefleyen, eğlenceli bir yarışma da diyebiliriz buna.

Yarışma kapsamında çocuklarımızın evcil hayvanlarıyla çekecekleri fotoğrafları Facebook veya Twitter hesapları üzerinden #eniyidostum hashtag’iyle yayınlamaları yeterli olacak. En çok beğenilen paylaşımın sahibi minikler yukarıda bahsettiğim turne kapsamındaki illerden 2 kişilik oyun davetiyesi ve sürpriz hediyeler kazanacak.

Daha fazla bilgi için:

http://www.efeilebulut.com

http://karnaval.com/article.php?article_id=42446&channel_id=21

https://www.youtube.com/watch?v=_h7QqABy1Xg

https://www.youtube.com/watch?v=C47QbJDiN9U

#EfeileBulut




Geçtiğimiz günlerde Med Partners ajans daveti ile Radison Blue Hotel’de
Pril Türkiye davetindeydik. Davette  marka yüzü olan Sevgili Açelya Akkoyun' da bizlerleydi.

Hoş sohbet ve ikramlar eşliğinde başlayan toplantı markanın bizleri tanımak  istemesi ve ürünleri için fikirlerimize değinmesi ile devam etti. İtiraf etmeliyim ki hiç bu kadar kullanıcı odaklı bir etkinlikte bulunmamıştım. 

Marka müdürü de dahil tüm herkes ile Pril ürünleri hakkında konuştuk. Firma bizim geri bildirimlerimizi son derece önem vererek dinledi. Çoğumuzun temizlik ürünü kullanırken aldandığı "bol köpüklü" iş yapma olayının tamamen bir kimyasal kandırmaca olduğunu, doğru temizlik için ürünlerinin içeriklerinin dünya sağlık örgütünün öngördüğü standartta olduğundan bahsedildi. Ülkemizde bu konudaki yasalar dünya yasalarına göre biraz daha esnek olmasına rağmen Henkel bu işi daha sıkı tutuyormuş bu da ayrıca önemli.

Pril ürünleri inovatif bir yaklaşımla üretiliyor bu sebeple Açelya hanımında anlattığı gibi artık elde yıkama deterjanları elleri tahriş etmiyor çünkü yenilenen formül ile bu engellenmiş. Soğuk suda bile kolay yağ çözme etkisine sahip bu deterjanım yenilenen formülü denemeye değer. Aman bol köpük yapıyor aldatmacasına kanmayın! 

Pril ve ekibine aynı zamanda Med partners ajansa ve markanın yüzü olmayı çoktan aşmış artık markanın yüreği ile içine giren ve sabit bir kullanıcısı haline gelen Açelya hanıma çok teşekkürler. Konuşmacı olarak hepimizin katıldığı güzel bir etkinlikti. 

Bu arada @PrilTurkiye resmi Instagram hesabı üzerinden ödüllü bir yarışma gerçekleştiriyor. @PrilTurkiye Instagram hesabını takip edip, fotoğrafını #enhamaratbenim  etiketi ile @PrilTurkiye’yi seçerek paylaşın  Pril’den sürpriz hediyeler kazanma şansı yakalayın.

Sevgiler 

Tarih öncesi ile teknolojiyi birleştiren Zoomer Dino, çocukların büyük ilgisini çekecek bir oyuncak!


Üzerindeki sensörler sayesinde elle kontrol edilebilen Zoomer Dino ile kontrol kumandasını kullanarak da oynayabiliyorsunuz. Kumandanın üzerindeki düğmelere basınca onu yürütebiliyor, kızdırabiliyor, başını ya da kuyruğunu oynatabiliyor, hatta çenesini tıpkı gerçek bir dinozor gibi açıp kapamasını sağlayabiliyorsunuz. Elinizi bu evcil dinozorun üzerindeki sensörlere doğru tuttuğunuzda ise kuyruk oynatmak, oturmak, dinozor sesleri çıkarmak gibi marifetlerini sergiliyor.


Zoomer Dino’nun LED gözlerinin aldığı renge göre onun içinde bulunduğu ruh hali ve modu anlayabiliyorsunuz. Mesela gözleri mutlu olduğunda yeşil yanıyor, sinirlendiğinde kırmızı, meraklı olduğunda mavi… Kızgınlık demişken, kendi halinde uslu uslu duran Dino’yu cesaret edip de kızdırmak isterseniz kuyruğunu çekmeniz ya da kafasını hafifçe sallamanız yeterli. Ama sonra vereceği tepkiye hazır olun, gerçekten çok sinirlenebiliyor!

Bu ilginç dinozorun en ilgi çekici özelliklerinden biri de özel teknolojisi sayesinde düşse de kendi kendine doğrulup tekrar dengesini kurabilmesi ve yeniden iki ayağının üzerinde durabilmesi. Bu konuda gerçekten çok yetenekli!

Onunla oynamak hem çok eğlenceli hem de çok heyecanlı! Eğer onu daha yakından tanımak isterseniz www.zoomerdino.com adresini ziyaret edebilirsiniz.





Bir boomads advertorial içeriğidir.


İnsanların birbirlerine karşı hissettikleri güzel duyguları ifade etmelerinin bir yolu da hediye vermektir. Hediye ne kadar sıradanlıktan uzak olursa kişi için o kadar unutulmaz olur. Bir insana hediye almak istiyorsak öncelikle onun yaşam tarzını, sevdiği şeyleri, zevklerini, mesleğini göz önünde bulundurmalıyız. Hediyenin kişiye özel bir anlam taşıması, hediyeye emek verilmesi duygularımızı ifade etmek için daha güzel bir yoldur. Özellikle önemli günlerde beliren hediye alma isteği çoğu zaman kararsızlıkla başlar, tedirgin bir süreçten geçilir. Mesela 24 Kasım Öğretmenler Günü geldiğinde çok büyük saygı duyduğumuz ve her zaman minnet ettiğimiz öğretmenlerimize hediye seçmekte zorlanırız. “öğretmene hediye ne alınır?” sorusu kafamızı kurcalar. Öğretmene duyduğumuz saygıdan dolayı kararsızlığımız daha büyük bir hal alır. Ancak bu kararsızlık kısa sürede atlatılabilecek bir şeydir. Çünkü sıradan olarak görülen hediyeler kişiye özel olarak hazırlandığında muhteşem şeyler ortaya çıkmakta. Sadece biraz düşünmek ve emek harcamak, zaman harcamak gerekir. 
Öğretmenlerimizin toplumda ve bizim hayatımızda üstlendiği rol çok önemlidir , yıllar geçse de onlardan aldığımız eğitimin izlerini yaşamımızda sürdürür, adeta onun bir yansıması olarak yaşamaya devam ederiz. Onlar bizleri karşılık beklemeden seven fedakar ve şefkatli insanlardır. Bu nedenle öğretmenlerimiz bizim için her zaman değerli ve özel kişiler olarak kalacaktır. Hediyesepeti.com’da onların çok seveceği onlarca hediye mevcut.

Öğretmene Hediye Ne Alınır?
Öğretmene Özel Hediye Duvar Saati

Öğretmenler Gününe Özel Duvar Saati
Öğretmenler için özel olarak hazırlanan bu duvar saati öğretmeninize Öğretmenler Günü’nde, doğum gününde veya herhangi bir özel günde verebileceğiniz harika bir hediye seçeneği. Evde rahatlıkla kullanılabilecek bu şık saat öğretmeninizde kalıcı bir hatıra bırakmanız anlamına geliyor.  3 mm ahşap plaka üzerine dilediğiniz şekilde yapılan baskılarda içinizden gelen güzel hisleri mesajlara dökebilir, öğretmeninizi özel gününde mutlu edebilirsiniz. Hediyesepeti.com’da bulabileceğiniz öğretmene özel bu duvar saati saygı duyulan ve değer verilen bir öğretmene hediye etmek için ideal bir seçenek.

Öğretmenlere Özel İsimli Vazo

Öğretmenlere Özel İsimli Vazo
Hem bayan hem de erkek öğretmenlere hediye edilebilecek bu isimli vazo yine onları özel hissettirecek türden şık bir hediye. Üzerine isim yazılı bu vazoyu ekonomik bir fiyata edinerek içerisini dilediğiniz çiçeklerle süsleyebilirsiniz. Öğretmeniniz için şık bir ev eşyası ve kalıcı bir hatıra olacak bu vazo üzerindeki isim yazısında asla çıkma olmaz. 16 x 9 cm ölçülerindeki bu vazo öğretmeninize özel hazırlandığı için ona karşı güzel hislerinizi ifade etmeye büyük yarar sağlayacaktır. Yıllarca keyifle kullanılacak bu vazo muhtemelen öğretmeninizin evinin en güzel köşesinde kendine yer bulacaktır.

Öğretmenler Günü’ne Özel Sihirli Kupa
Kişiye Özel Kupa Öğretmenler Günü Özel
Öğretmene hediye ne alınır?” diye soranlardansanız bu küçük ve değerli hediye sizin için iyi bir tercih olabilir. Öğretmenler Günü’nde, veya doğum gününde değerli öğretmeninize özel olarak böyle bir hediye iletebilirsiniz. Hediyesepeti’nde bulunan bu sihirli kupa sıcak bir içecekle üzerindeki resmi belirginleştirme özelliğine sahiptir. Öğretmeniniz için düşünebileceğiniz bu sihirli kupa üzerinde isim yazdırabileceğiniz bir alan bulunmaktadır. Sizin üzerinizde büyük emekleri olan öğretmeniniz üzerinde güzel sözlerin bulunduğu ve kendi isminin yazılı olduğu böyle bir hediyeyi alınca çok mutlu olacaktır.

Ellerimi dizlerime kapamış ve deliler gibi ağlamaya başlamıştım. Kafamdan binlerce düşünce geçiyordu. Lina yoğun bakımdan sonra memeyi kapamayan, emerken sürekli ağlayan bir bebekti. Kısa süre sonra düzene girmişti hatta güzel bir veda yapmıştık, ama Bera, o sürekli emmek istiyordu. Ben sürekli koltuğun köşesinde kalıyor Lina'nın öz bakım işlerine yardım edemiyor ve ömür boyu böyle hiç durmadan emzireceğim sanıyordum.

İlk zamanlar sürekli dalıyor ve memede uyuya kalıyordu. Azıcık emdiği içinde uykuları kısacıktı ve ben asla dinlenemiyordum. Tüm gün emzirdiğim için memelerim süt dolmuyordu ve Bera akşam saatlerinde mememden çok da memnun kalmayarak uykuya dalıyordu. Doyamamak uykusuzluğu getiriyor, o uykusuzluk da beni çok yoruyordu. Ağlayan bir bebek değildi, keyiflice bakınıyordu ama uyuması lazımdı. O uyuyacaktı ki ben de dinlenecektim ve diğer çocuğumla ilgilenme fırsatı bulacaktım.



Lina'da başından beri meme ve mama ile büyüttüğüm için sadece anne sütü ile bebek büyütmek nasıl oluyor bilemiyordum. Ben böyle tüm gün emzirecek miydim yani? Yok! Olmazdı, böyle yürümezdi bu iş.

Çocuklarına sadece anne sütü veren arkadaşlarıma soruyordum,  hatta o an odak noktam bir tek bu konu olduğu için bunaltıyordum onları. Aldığım cevap genelde aynı oluyordu "Evet, ilk zamanlar sık sık emmek isterler ve sen her talep ettiğinde emzirmelisin." İyi hoş söylüyorlardı da Bera 2,5 saat mememde durmak ve sürekli emmek istiyordu. Öyle memede uyumuyordu da, ara ara çekiyordu, ağzı hep sıkı sıkıya kapalıydı.

Mama vermeyeceğim diye inat etmiştim, başarabilirdim, herkes başarıyordu, ben neden başaramayacaktım? Yanımdaki kişilerden destek alarak Bera'yı sürekli emzirdim. Burada iki çocuk sahibi anneler beni anlayacaktır; tek çocuğunuz olsa bütün gün dayarsınız memeye, emsin dursun, bir başka çocuk sizden ilgi beklerken bunu yapmak öyle zor ki.

Lina bu süreçte çok uyumluydu, asla huzursuzluk yapmadı, yapabilirdi de, kendi başına bir şeyleri yapabilmek için uğraştı. Ben ise onu, birden büyümek zorunda olan bir çocuk gibi düşünüp vicdan yapıyordum. Günler günleri kovaladı ve bu saatlerce emme işi bir türlü bitmedi, hatta gittikçe arttı. Emzik vermeye çalışıyordum ama almıyordu. Bera'nın sarılığı arttığı dönemde ben de ona mama verdim. O gece, o da deliksiz uyudu ben de. Hatta sabah kalktığımda sabah olduğuna inanamadım.

Ben "Asla mama vermem!" diyen annelerden olmadım hiç; ama Bera' da mama vermek değil de sütüm konusunda daha ısrarcı olmak istiyordum. İlk hamileliğim ve doğumum çok travmatik olmuştu ve o zaman sağlıklı düşünememiştim.

Ona ve bana zaman tanıdım. Olaylara dışarıdan bakmaya çalıştım. Sonuçta o daha yeni doğan güçsüz ve aç bir bebekti. Bildiği tek şey emmek, ağlamak ve altına yapmaktı. Bazen ememiyor, emse bile annesinin sıcaklığını istiyordu. Bunların hepsi normaldi ama yine devreye o hain vicdan azabı giriyordu. Lina'nın da bana ihtiyacı vardı ve bir karar vermem gerekti. Kime sorsam farklı bir şey söylüyordu. En sonunda en çok sormam gereken kişiye, beni en çok tanıyan kişiye fikrini sormadığımı fark ettim. Bana "Asla mama verme." İşin ne emzir." Kolaya kaçma." Aman ver mamayı gitsin." diyecek kişilere ihtiyacım yoktu. Bana doğru yolu gösterecek birine ihtiyacım vardı. Evet bazı zaman süt yetmeyebiliyordu ama buna sığınıp hemen mamaya koşmak ne derece doğruydu?

Eşim; "Merve ben ne kadar elimden geleni yapsam da -ki cidden o harika bir baba ve harika bir yardımcı- her şeyi yaşayan sensin. Uykusuzluk, stres, iki evlat arasında paylaşılamayan anne olmak ve daha benim anlamlandırmaya çalıştığım ama belki hissettiklerinin yanından bile geçemeyeceğim duygular. Öncelikle biraz dinlenmelisin, bunu yaparken eksik olan şey uyku ise şöyle bir şey yapalım:  Bera'ya sadece akşam yatarken mama ver. Mama verdiğin zaman, mama bitince emzir ve üzerine memeni sağ. İlk zamanlar mama üzeri verilen meme uyumasına yardımcı olmak için olsun. Sonra seninle süt arttırma yöntemleri konusunda başka şeyler yapalım. Zamanla mamayı azaltıp memeye doğru kaydıralım." dedi.

O dönemden sonra akşamları bir öğün Bera'ya mama vermeye başladık. Ben de beslenmemi düzene soktum ve sıvı alımlarımı takip etmeye başladım. Sonrasında Bera mamayı bıraktı ve sadece meme ile yolumuza devam ettik. Ta ki alerji ile tanışana kadar.


Gerçekten bol su içtiğinize emin misiniz?

Emziren birçok anneden mail ya da dm alıyorum. Genelde soru şu oluyor : Merve hanım sütümü arttırmak için ne yapmam gerekir, tavsiyelerinize ihtiyacım var. İlk verdiğim cevap " Bol su için." oluyor ama genelde insanlar bu cevabımı baştan savma buluyorlar. "Bol su içiyorum zaten onun dışında ne yapabilirim?" Aslında olay sadece su değil sıvı almak fakat bizler sık su içtiğimizi zannedip, günde 4-5 bardak su içiyoruz. Bu miktar özellikle yaz ayları için oldukça düşük.

Tüm annelere tavsiyem şu: 1,5 litrelik pet şişiler alın ve günde 2 pet şişe bitirmiyorsanız bol su içiyorum demeyin. Genel olarak gelen yanıt şu: Merve hanım fark ettim ki ben gerçekten çok az su içiyormuşum.

Çok sıvı tüketiyorum ama hala sütüm yeterli değil. 

Süt miktarı yeterli olması için sıvı alımı önemli. Anneler genelde bebek sık acıktığı ve doymadığı için sütlerinin yeterli olmadığını düşünürler; ama gözardı edilen bir konu daha vardır ki sütün yoğunluğu, yani kalitesi. Kaliteli bir sütümüz olsun istiyorsak gıdamıza dikkat etmek çok önemli. Ben aldığım muhteşem (!)  kilolarım ve ona rağmen yetmeyen bir süt ile karşılaşınca anladım ki öyle hamurları homini götürmek bir işe yaramıyor dostlar.  Her gün mutlaka salatamı, pilav tarzı bir yemek, sebze yemeği ve pek tabi ki güzel bir kahvaltı yaptım.

Fırsat bulduğunuz her an uyuyun.

Bera doğduğu zaman etrafımdaki çok yardımcı insanların (!) en önemli salık verdiği konu " Aman o uyuduğu zaman sen de uyu." konusuydu. Oldu! Evimin işini, yemeğimi sen yapar diğer çocuğumu da sen bakarsın! -çok bilmiş ve bol akıl vermeyi seven dostum-

Kardeşi olduğunda Lina 4 yaşındaydı ve öğlen uykusu uyumayı bırakmıştı. Sular durulup da tüm destekçilerim evine döndüğünde bebek uyuduğu zaman "Aman kalsın evin işleri, akşama da dışarıdan yemek söyleriz,yatıp uyuyayım." deme lüksüm olmadı çünkü Lina uyanıktı ve ben o uyanıkken ömrümde bir kere bile uyumadım, uyumam da.

İki tane çocuğunuz varsa en güzeli büyüğü işlere ortak etmek. Fırsat bulduğunuz her an onunla da vakit geçirmek. Bunların hepsini yaptıktan sonra kendinize de her gün bir 15 dakika ayırmak. Eğer bir başka çocuğunuz var diye büyük çocuktan sürekli olgunluk beklemek ve ona bu yaşta fazla sorumluluk vermek gibi bir yola girerseniz o yoldan hemen dönün. Kardeşi oldu diye hayatının her alanı alt üst olmamalı. Bu sebepten ben yoruldum, ona da başkaları baksın, bebek uyuduğu zaman ben de uyuyacağım denmemeli bana göre. He çocuk o an dedesi, babası vb kişilerle oynuyor ve mutluysa bunu da değerlendirmemek akılsızlık olur. O işin başka yönü. Benim üzerinde durduğum ilk çocuğu ikinci için telef etmek.

Eşimle karar verdiğimiz yöntem tutmuştu. Ben sütümü emzirme sonrası arttırmak için sağma yöntemine gidememiştim. Bera gün içinde sık sık emdiği için sağdığımda onu diğer öğün doyuracak kadar sütüm olmuyordu ama onu gün içinde doyurmaya yetiyordu. Bu sebepten doğru beslenme ve doğru sıvı tüketimi ile mama oranını azaltmıştık.

Birçok şey yapmama rağmen şunu biliyordum ki akşam uyuyan bir bebek ve gece deliksiz uyuyan bir anne çok daha tahammüllü ve dinlenmiş oluyor bu sayede de "mutlu anne dolu meme" durumu gerçekleşiyordu. Ben dinlendiğin için sütüm artıyor arttıkça mutlu oluyordum. İlerleyen zamanlarda sütüm daha da artmaya başladı. Bera büyümeye ve güçlenmeye başladığı için emmesi düzene girdi. Ben akşamları verdiğim mama oranını azalttım ve emzirmeye başladım. Önce emziriyor sonra mama veriyordum doyduğunu anladığım an mamayı ağzından çekiyordum. Bir gün baktım ki Bera emiyor ve gazı çıkınca uyuyordu. Artık mama vermeye gerek kalmamıştı.

Yani burada mamayı sevimli göstermeye çalışmıyorum ama olurda mama vermeye başladıysanız nasıl olsa mama veriyorum diye kendinizi bırakmayın mamadan memeye dönüş yapabilirsiniz. Asla, asla diye bir şey yoktur. 


Bir önceki yazımda çocuğumuza uyguladığımız "duygusal tehditlerin" nelere yol açabileceğini söylerken örnek verdiğim konu "paylaşma" konusuydu. "Çocuğunuz her şeyini paylaşmak zorunda değil ve siz paylaşmak istemediğinde onun yanında olmalısınız."demiştim. Aslında bunu ben değil uzmanlar diyor.


Paylaşmak çocuklar için soyut bir şeydir.

Paylaşma konusu çocuklar için soyut bir şey çünkü "Arkadaşlarınla oyuncaklarını paylaşmalısın." cümlesi çocukta birden fazla soru ile geri dönüyor. "Tamam anne paylaşacağım." diyen çocuğumuz olası bir durumda paylaşımcı olmadığında "Ama hani oyuncaklarını paylaşacaktın, bana söz vermiştin." gibi bir cümle ile çocuğun o an yaşadığı kafa karışıklığı üzerine bir de suçluluk duygusu ekliyoruz.

Uzmanlara göre 0-3 yaş çocukların aidiyet duygusunun fazlaca olduğu ve çocukların ben merkezci yaşadığı bir dönem, özellikle bu dönemde sevdiği şeyi paylaşmak zorunda olan çocuk şunu düşünüyor :

O benim oyuncağım.
Ya alıp eve götürürse.
Ya kırarsa.
Onunla ben oynamak istiyorum.
O benim bir kere, benim... Benim!




Çocuğa rol model olmak.

Bu noktada çocuğa paylaşmak zorunda olduğunu anlatmak yerine rol model olmak ve paylaşma konusunu bu rol modellik üzerinden desteklemek daha iyi sonuçlar doğuruyor. Onunla bir şeyi paylaşırken "Evet, bunu seninle paylaşabilirim." demek ya da biri ile bir şeyini paylaşırken "Bak teyzen ile bunu paylaştım." gibi konuyu günlük hayatta konuşur hale getirmek iyi bir alternatif.


Çocuk kontrol onda olsun ister.

Çocuklar oyuncaklarını başka çocuklarla paylaştıklarında en büyük endişeleri onlarla bir daha asla oynayamayacak olma hissine kapılmalarıdır. Bu sebeple sizin "Ama eve götürmeyecek. sadece bakacak, o zaten senin oyuncağın." gibi söylemleriniz çocuk için pek etkili değildir. (Geçen akşam bizzat denedim, zerre işe yaramıyor)

Çocuklar kontrol onlarda olduklarında çok daha iş birlikçi olurlar.

Eğer çocuğunuz arkadaşları geldiğinde bazı oyuncaklarını paylaşmak istemiyorsa onu bilgilendirin: "Bugün arkadaşların gelecek. sana özel kalmasını istediğin bir oyuncak varsa onu kaldırabiliriz." diyerek, ona kontrolün onda olduğu duygusunu verir ve diğer oyuncakları da paylaşılabilir hale getirebiliriz.


Çocuğumuz her şeye rağmen oyuncağını paylaşmazsa ne yapabiliriz?


Yazımın başında da belirttiğim gibi çocuğumuz bir arkadaşı ile bir arada iken oyuncağını paylaşmadı ve diğer çocuk da o oyuncak konusunda ısrarcı o zaman şöyle davranmalıyız :

Emirciğim, Lina şu an bebek arabasını paylaşmak istemiyor. Sanırım sen de bu bebek arabasını çok merak ettin? Eğer istersen biz seninle kamyona bakalım ne dersin? gibi bir yaklaşımla davranırsak çocuğumuz o an ona destek olduğumuz için sakinleşecektir. Bu noktada karşı taraftaki çocuğa sevimli gözükmediğiniz hatta samimiyet derecesine göre belki de anlayış göreceğiniz ya da kaba kabul edileceğiniz bir durum da ortaya çıkmış olabilir. Şunu unutmamalıyız "Çocuklar her şeyini paylaşmak zorunda değiller."



Ya oyuncak isteyen çocuk benimki ise.

Sizin çocuğunuz, o an ona destek olduğunuz için kendini iyi hissetmiş olabilir ama karşı tarafa ne şekilde gözüktüğünüz ve sizin o an karşı taraf üzüldüğü için kendinizi nasıl hissettiğiniz de önemlidir. Çocuğumun sakin kalması, aslında kendini yükseltmeden sakinleşerek oyuncağı paylaşır hale gelmesi ve başkaları karşısında ona karşı takındığım tavrı denetlemesi benim ona verdiğim destek ile bağlantılı. Sizin çocuğunuzun duygularına odaklandığınız gibi karşı tarafta çocuğunun duygularına odaklanmalı. Yani vermeyen taraf siz iken bir başka gün oyuncak verilmeyen taraf olduğunuzda "Linacığım, Emir şu an seninle kamyonunu paylaşmak istemiyor. Zaman zaman senin de paylaşmak istemediğin gibi." diyerek empati yapmasını sağlamak ve onu sakinleştirmek gerekir .



Ya karşı taraf alınırsa ?

Günümüzde hem yetiştirilme tarzımız hem de dış odaklı yaşamamız sebebi ile bu tepkiyi koymak çok zor; ama çocuğunuz bir oyuncağını paylaşmadığında "Bana bak hemen onu paylaşıyorsun!" Çabuk bırak onu elinden!" O zaman ikinizde oynamayacaksınız! gibi söylemlerin ne kadar işe yaradığı konusunda sizi düşünmeye davet ediyorum. Sanırım geçen gün benim de Lina ile böyle bir konuşma yaptıktan sonra işin düzelmediğini gördüğümdeki gibi siz de düzelmediğini göreceksiniz.

Bunu yapmak yerine o an evladınızın yanında olup hiç değilse bir çocuğun sakinleşmesine yardımcı olarak, diğer çocuğa da duygularını anladığınızı belirterek dikkat dağıtmak çok daha iyi sonuçlar almanıza sebep oluyor.

Bir ufak tavsiye: Çocuklar böyle şeyleri çabuk unutup iki dakika sonra birlikte oynamaya devam ederler ama ebeveynler olayı kişiselleştirir. Böyle bir uygulamanın kabalık olduğunu düşüneceğinden zerre kadar şüpheniz varsa karşı tarafın ebeveynini bu konuda açıklama yaparak rahatlatabilirsiniz.

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Disney Türkiye Anneler Buluşması ile hem Üstün Dökmen’le keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik; hem de Disney Türkiye Pazarlama Direktörü Armağan Milli’den firma politikası ve değerleri ile ilgili bilgi aldık.



Hepimiz zaman zaman keyifli vakit geçirmek için, zaman zaman da bir konuda çocuğumuza mesaj vermek için çizgi filmlere başvuruyoruz. Evet ahlaki değerlerin eğitimi öncelikle evde başlar;  ama aile tarafından verilen ahlaki değerler pekiştirilebilir diye düşünüyorum ben. Örnek verecek olursak: Büyüklerine saygılı olan Sofia, hastalarına her koşulda yarımcı olan Doktor Dottie, takım ruhu ile herkese eşit davranan Jake... Şüphesiz bir konu hakkında öğrenim ailede başlar, çocuk ebeveynden dinlemek yerine görerek öğrenir ve deneyimler. Zamanla deneyimlediği şeyler hayat akışına yerleşir ve alışkanlıkları haline gelir. Belirli dönemlerde çocuklar aileleri dener ve sınırları zorlar, bazen bildiklerini yapmaz daha zor adapte olur, bazen hiç yerinde durmaz, bazen anlaşılmaz... O dönemde çocukla yapılacak en iyi şey oyundur ve sonrasında da birlikte geçirilecek keyifli anlar.


Konuya kendi hayatımızdan örnek vermek gerekirse;  Lina 2 yaşında kadar televizyon ile iletişimi olmayan bir çocuktu, Daha sonra çalışan bir anne olarak eve aşırı yorgun geldiğim dönemlerde birlikte oyun oynadıktan sonra bana dinlenme molası ona da benimle bir şeyler seyretme zamanı yaratmak adına birlikte çizgi film seyretmeye başladık. Televizyon hayatımızın bir parçasıydı ve tanışma zamanına kızım karar vermişti. Erken tanışmak isteseydi buna engel olurdum. Şu an 9,5 aylık bir oğlum var ve yemek yerken de dahil televizyon seyrettirmiyorum. Çizgi film konusundaki en kilit nokta çocuğun algı dünyasındaki dalgalanma. Her anne çocuğunun neden etkileneceğini, neden korkacağını ya da neyi kafaya takacağını bilir, bu nedenle çizgi film çocuk seyretmeden önce ebeveyn denetiminden geçen ve çocukla birlikte seyredilmesi gereken bir şey.



Biz evde çizgi film açılacağı zaman 2-4 yaş arası birlikte seyreder ve konuşurduk. Lina aklına takılan şeyleri sorardı. Anne "Doktor Dottie' nin hayvan arkadaşları gibi benim oyuncaklarım da konuşabilir mi? " Orman Kavşağı' ndaki arabalar gibi bizim arabamızda konuşabilir mi?" gibi, ben de ona anında açıklardım "Hani biz seninle el kuklası oynuyoruz ya, hani kuklaları konuşturuyoruz, işte o oyuncaklar da arabalarda aslında konuşmuyor başkaları onlara konuşuyormuş gibi ses yapıyor." diye. "Kızım onlar çizgi film gerçek değil." demekten çok daha somut bir örnek verdiğim için Lina anlıyor ve kafasına takılan bir şey olmuyordu. Şu an 5 yaşına girmek üzere ve soyut ile somut şeyleri gerçek ile hayali şeyleri ayırt eder vaziyete geldi. Okulu yaz döneminde kapalı olduğundan günde 2 kere çizgi film seyretme hakkı var. Kardeşi uyuduğu zaman o da çizgi film saati yapıyor. Ben çizgi filmi hiçbir zaman çok yasaklı bir şey gibi sunmadım ya da tam zamanlı bakıcı yerine kullanmadım bu sebeple zaman zaman yaptığımız ev ziyaretlerinde tüm gün televizyon açık olduğunda başında oturduğunu hiç görmedim. Şimdilerde de Disney Channel’da yeni yayınlanmaya başlayan Miles’ı beraber izliyoruz; son derece önemli bulduğum aile değerlerini eğlenceli bir dille sunduğu ve aynı zamanda çocukları uzay bilimiyle tanıştırdığı için benim onayımı kazandı.

Prof. Dr. Üstün Dökmen ; "Çizgi filmlerle çocuklara mesaj vermek istiyorsak bu durumu aile içinde desteklemeliyiz. Doğrudan çizgi film ile mesaj verilmez dedi. Aileler çocuklara sorgulamayı ve araştırmayı öğretmeli." dedi


Disney Türkiye Pazarlama Direktörü Armağan hanım " Disney’in öncelikli hedeflerinden biri de tüm ailenin birlikte paylaşabileceği sihirli anlar yaratmaktır, çünkü gerçek sihrin aile içinde paylaşımla, sohbetle ve oyuna dönüştüğünde ortaya çıkacağına inanır. Disney yarattığı kalplere dokunan hikayeler ve eğlenceli karakterleri etrafında tüm aileyi bir araya getirirken çok itinalı süreçlerden geçirerek hazırladığı içeriklerinde öne çıkan temel değerlerin çocuklar ve ebeveynleri arasında sohbete dönüşmesine olanak da sağlamaktır." diyor.


Özetle sevgili okur ; Çizgi filmleri dozunda ve denetleyerek seyrettiğimizde, çocuğun öğrendiklerini hayata geçirmesine katkıda bulunduğumuzda sanırım çizgi film seyretmek öğreten bir eğlence haline geliyor.

Etkinlik ile ilgili sosyal medya paylaşımlarına  #disneyveanneler etiketinden ulaşabilirsiniz.



Güzel bir güne uyandık ve şöyle yavaşça yataktan kalktık. Ayaklarımız, bacaklarımız omurgamız... Pencereyi açtık ve temiz havayı kokladık. Kolumuz,elimiz,parmaklarımız,burnumuz. Biz farkında olmasak da yaşantımızın her anında vücudumuz bir makine gibi işliyor. Bu makinenin en önemli kısmı da iskeleti. İşte bu iskeleti dimdik tutmak ve beslemek, besledikçe de sağlamlaştırmak bizim elimizde. Hepimizin bildiği gibi iskelet sistemimizi oluşturan kemiklerin en önemli besin kaynağı kalsiyum. Kalsiyum birçok yeşil yapraklı sebzede olmasına rağmen ilk akla gelen ve en kolay ulaşılır kalsiyum kaynağı süt. Peki bizler yeterince süt tüketiyor muyuz?


Ülkemizde yapılan araştırmalara göre bir kişinin yıllık süt tüketim miktarı yaklaşık 14 litre. Bu değer Avrupa ülkelerine kıyaslanırsa çok aşağıda. Sağlıklı bir beden için süt tüketiminin yanında, güne en önemli öğünü atlamadan başlamak da elzem. Şüphesiz bir insanın en önemli öğünü kahvaltı. Güne başlarken mükellef bir kahvaltı etmek en önemli şey. İşte bu sebepten sağlıklı bedenler ve güçlü nesiller üretmek adına Sek, Nesquik ve Migros bir işbirliği yapmış. Yapılan işbirliği sayesinde çocukların süt tüketimini arttırmak hedefleniyor. Zaman zaman değişiklik olsun diye, zaman zaman da süte teşvik olsun diye tercih edilen Nesquik kahvaltılık gevrekler kampanyanın kilit noktası. 7 vitamin ve mineral içeren formülüyle Nesquik kahvaltılık gevrekler, vücudun demir, kalsiyum ve  D vitamini alımına yardımcı oluyor. Tam tahıllarla  üretilen ve iyi bir tam tahıl kaynağı olan Nesquik kahvaltılık gevreklerin bir porsiyonundaki kalsiyum, günlük alınması gereken miktarın %18’ini (sütsüz), D vitamininin ise %19’unu ihtiva ediyor.


1 Eylül 2015 – 30 Kasım 2015 tarihleri arasında sadece Migros'larda yapılan alışveriş için düzenlenen kampanya kapsamında Migros Money Club Kart, Money Bonus veya Money Club Kart özellikli kartı ile 5TL ve katları olarak Nesquik kahvaltılık gevrek alışverişi yapanlar, çekilişe katılma hakkı kazanıyor. Yapılacak çekiliş sonunda 200 kişiye 150 litre SEK süt hediye veriliyor ve bu kapsamla tüm ailesinin 1 yıllık süt ihtiyacını karşılamak hedefleniyor. Ayrıca, 1.000 kişiye de 1 litre SEK süt hediye ediliyor.







Anneysen.com'dan Bebek Alışveriş Rehberi


Türkiye'nin en çok takip edilen anne, bebek, çocuk bilgi ve paylaşım platformu,

Anneysen.com, yeni anneler için bir başvuru kaynağı niteliğinde "Bebek Alışveriş

Rehberi" açıkladı.

Annelerin hayatını kolaylaştırmayı amaçlayan Anneysen.com, yeni anne olacakların

ihtiyaçlarını, Hastane Alışverişi ve Ev Alışverişi olmak üzere 2 ana başlık altında

topladı ve şu şekilde listeledi: İşte bebek alışveriş rehberi

Hastane alışverişi:


Anne için hastane alışverişi:

Gecelik, çorap, terlik, külot gibi kıyafet ve iç çamaşırı

Emzirme atleti ya da sütyeni, göğüs pedi, göğüs ucu kremi

Diş fırçası, diş macunu, kadın pedi ve havlu gibi kişisel temizlik malzemeleri

Fotoğraf makinesi

Doğum sonrasında adet olduğu üzere takılan taç

Bebek için hastane alışverişi:

Yenidoğan takımı (şapka yaz-kış konulmalı)

Bebek battaniyesi,

Bebek bezi

Ayrıca hastaneden eve dönerken kullanmak üzere oto koltuğu da unutulmamalı

Ev alışverişi:

Bebek odası için:

Dolap, dolap içi için askılar, karyola, yatak ve şifoniyer

Odanın büyüklüğü uygun ise alt açma mobilyası

Hafif ışık veren bir lamba ya da abajur

Bebek kıyafetleri:

Kısa-uzun bodyler, yün patikler-çoraplar, hırkalar-yelekler, tülbent (mermerşahi), başlıklar

Bebek kıyafetlerini yıkamak için granül sabun ya da bebek kıyafetleri için üretilmiş organik

temizleyiciler

Bebek banyosu:

Bebek küveti ve küvet filesi,

Havlu ve bebeklere özel olarak üretilmiş saç ve vücut şampuanı, bebek yağı

Bebek bakımı:

Alt açma bezi/ örtüsü, tırnak makası seti, burun aspiratörü, pişik önleyici krem, ıslak

mendil, bebek bezi ve ateş ölçer

Manuel ya da elektrikli veya hastane tipi göğüs pompası

Bebeğin beslenme durumuna uygun biberonlar

Seyahat:

Bebek arabası ve oto koltuğu

Emzirme önlüğü

Bunlara da ihtiyacınız olabilir:

Bebeklerin yan yatış pozisyonunu rahat sağlayabilecek yan yatış yastığına

Reflüsü olan bebekler için önerilen bebek reflü yastığına da ihtiyacınız olabilir.

Ev tipi ana kucakları ilk aylarda bebeklerin oyalanması açısından tercih edilebilir.

Her ne kadar ana kucakları ve pusetlerin kullanımı anneler için yeterli olsa da kullanım

kolaylığı, bebeği taşırken bile küçük işlerin yapılabilmesi, bele az yük binmesi gibi

nedenlerle baby sling ve kanguru kullanımları tercih edilebilir. Kanguru, babaların da bu

dönemde çokça tercih ettiği ürünlerdendir.

Odanın nem ayarını yapmak üzere buhar makinesi da annelerin tercih ettiği ürünlerdendir.

Evin nem koşullarına göre farklı özellikleri olan pek çok buhar makinesinden biri tercih

edilebilir.

Biberon ısıtıcı ve sterilizatör de annelere kolaylık sağlayan ürünlerdendir.

Bir süredir Lina'nın kurduğu cümleler şu şekildeydi ; 

"Sen üzülme diye yapacağım.

Tamam siz üzülmeyin ben hallederim.

Tamam anneanne senin için yiyeceğim."

Biraz, iki çocuğa adaptasyon biraz da yorulma etkisi söylemlerime de yansıtmıştı. Bu cümleler geçmeden bu tarz bir etki altında olduğunu çok da farkında değildim ki cümleleri duyunca "Bu işte bir terslik var." dedim. 

Hepimizin hayatında kocaman bir değişiklik olmuştu. Ben daha az uyuyor,  daha çok düşünüyor, daha çok koşturuyor ve dolayısı ile her anlamda daha çok yoruluyordum. Lina kardeşi olması sebebi ile bizimle geçirdiği zamanı paylaşmak zorunda kalıyor, bizi özlüyor ama buna alışmaya çalışıyordu. Eşim eve yorgun gelse bile hemen çocuklarla oynuyor, sofra hazırlamakta bana yardım ediyor, Lina'yı uyutuyor ve dinlenemeden uyuya kalıyordu. 

İşte bu zihnen yorgunluk bedenen de olunca, ; ben daha az tahammüllü oluyor, yaşanan olaylardaki odak noktasına yönlenemiyor ve kaçış noktaları buluyordum. Bu kaçış noktaları da çocuk yetiştirirken aslında başvurmayı hiç de sevmediğim bir yöntemle karşıma çıkıyordu. Aman bağırmayayım, aman üzülmesin, aman alınmasın, kardeşi de oldu daha dikkatli olmak gerekir diye diye çocuğuma "duygusal tehditle" yaklaşıyor ama o bunun etkilerini belli edene kadar farkına bile varmıyordum. 




Şunu biliyorum ki hiçbir anne çocuğunu zor durumda kalmadan üzmez ya da üzecek bir davranışta bulunmaz. Bu zor durumda kalma durumu da hayatın getirdikleri imkanlar/imkansızlıklar dahilinde bizlere etki ediyor. Demek istediğimi açarsam: Dinlenmişken, bize destek olan birileri varken, hastalık gibi şeyler bizi yormuyorken ve etrafımızda huzurumuz yerindeyken, insan olanı olduğu gibi kabul edebiliyor. Örnek verecek olursam: Hafta içi akşam saatlerinde fazlası ile yorgunken Lina ellerini yıkamadan yağlı elle bir yere değdiğinde "Ya kırk kere söyledim ama Lina, hadi çabuk banyoya ellerini yıkamaya!" diyorsam hafta sonu eşimle birlikteyken ve daha az yorulmuşken "Balım ellerini yıka olur mu?" diyebiliyorum. Aslında olayın özünde yatan şey onun bir çocuk olduğu ve zaman zaman bazı şeyleri unutmasının doğal olduğu. Fakat fazlası ile yorgunken bu tahammülün insana uğraması zor oluyor ve insan anlamsız tepkiler verebiliyor. 

Ben tam da böyle bocalıyor, kendimi yorgun ve yetişemez hissediyorken genetik kodlamamın da verdiği müthiş(!) şevkle kızıma "Ama bak böyle yapmazsan .... üzülür." diyebiliyordum. Hiçbir zaman "Bunu yapmazsan çok üzülürüm Lina." dediğim olmadı ama diyenler oldu. Ben genelde başkaları üzülecek diye gerildiğim için ve orada olayın özünden uzaklaşıp bir yetişkin egosuyla olaya yaklaştığım için hata ediyordum. 

Geçenlerde Lina arkadaşları ile bizim evde oynarken arkadaşı istemesine rağmen onu sandalyesine oturtmadı. Odada 3 çocuk ama 2 sandalye vardı. Ayakta kalan çocuk da sandalyeye oturmak istiyordu ve Lina izin vermiyordu. Orada "aslında onun bir çocuk olduğu ve bunu yapmasının gayet doğal olduğu" kısmı silinmiş Türk misafirperverliği damarım tutmuş ve olaya yetişkin egosu ile yaklaşmış oluyordum. Hepimizin zaman zaman kullandığı, masum zannettiğimiz ama aslında bir zehir gibi bilinç altına sızan o yeni kaçış yoluna koşuyordum. "Linacığım ama sen sandalyeni vermezsen Aren çok üzülür!"

Neyse ki Tüten Aren'e bilinçli bir şekilde yaklaşıp "Aaa Aren bak Lina'nın bisikletine oturup yemek çok eğlenceli olabilir." diyerek onu yatıştırıyor ve ikna ediyordu. Netice itibari ile Lina o gün sandalyesini paylaşmadı ve buna hakkı vardı. Tüm oyuncaklarını paylaşmıştı ama sandalyesini paylaşmak istemiyordu. Uzmanlar bu noktada iki öneride bulunuyorlar: Çocuğunuz her şeyini paylaşmak zorunda değil ve siz paylaşmak istemediğinde onun yanında olmalısınız. (Bu konu bir sonraki yazının konusu olacak ve geniş şekilde değineceğim.) 

Ben, her "Ama bak arkadaşın üzülüyor Lina." dediğimde ona


  • İnsanları üzmemek için her şeyi yapmalısın.
  • İnsanlar üzüleceğine sen üzülsen de olur.
  • Karşındaki insandan daha önemli bir şey yok.
  • Ben o kişiyi senden daha fazla önemsiyorum.
  • Bir başkası senden bir şey istediğinde onu mutlaka yapmalısın.
  • Başkası bir şey istediğinde önemli olan senin duyguların değil başkalarının duyguları. 

mesajı veriyordum. Hayatta en güvendiği insan olan annesi ona böyle davrandığında kendisini değersiz, güvensiz ve zavallı hissediyordu. Ya pes edip paylaşıyor ya da hırçınlaşıp asla paylaşmıyordu. 

Bu okuduklarımız çoğumuzun zaman zaman yaşadığı bizlere çok uzak gelemeyen şeyler değil mi? 

Peki ya bunlar?


  • Yıllardır boşanamadığı kocasını öldürdü.
  • 10 yıldır dayak yediği eşi için "Aslında beni seviyor. Vurunca o da çok üzülüyor." dedi.
  • Dayısı yıllardır taciz ediyor ama ailesi duyunca üzülür diye sesini çıkaramıyordu. 
  • Oğlum öğretmeninin ilkokulda onu dövdüğünü 19 yaşında itiraf etti. 

Bunlar belki başımıza gelmedi ama bunları yaşayan insanlar var. Bir gün -Allah korusun-  bizlerin başına da gelebilir. O yüzden dostlar, artık devir "Aman biz böyle her şeyimize dikkat edilerek mi büyüdük?" devri değil. Çünkü bugün annenden gelen kodlamalarla "Anneciğim ama bak oyuncağını vermezsen seni kimse sevmez, bak arkadaşın çok üzülür." dersek ileride bunun nelere yol açabileceğini biliyoruz. 

Hayat, koşturma, yorgunluk sebebi ile ne kadar her sözümüze dikkat edemesek de elimizden geldiği kadarını yapabilmek bile büyük bir şey çocuklarımız için. Çünkü biz artık "Oyuncağını paylaşmazsan arkadaşın çok üzülür." baskısı ile "Kocanın her istediğini yapmazsan mutlu olmazsın." köleliğinin tam da aynı şeyler olduğunu biliyoruz. 

Karşı koyamadığınız ve yaptığınızda üzüldüğünüz şeyleri, kendinizden ödün verdiğinizde sizi mutsuz eden şeyleri bulup, sonra bunun çocukluk evrelerindeki alt yapısını sadece on dakika düşünmeye davet ediyorum sizi. Kim bilir altından neler çıkacak?

Özetle dostlar: Biz çocuklarımızla kendimizi dönüştürebilir daha sağlıklı ruh yapısına sahip nesillere zemin hazırlayabiliriz. Bunun için elimizden geleni yapabiliriz. Geçmişimizden gelen kodlamaları değiştirmek bizim elimizde. Geçmişi değiştiremeyiz ama onun etkilerinin bize yaptığı şeyleri değiştirecek güce sahibiz.

Çocukken, annemlere küserdim;  istediğim bir şey alınmadığında, erken yatırıldığımda, yeteri kadar ıvır zıvır yiyemediğimde, istediğim kadar çizgi film seyredemediğimde... İşte o zaman kendimi çok kötü hissederdim. Beni sevmediklerini düşünüp kendime söz verirdim "Bir daha asla odamdan çıkmayacağım! Yemek yemeğe bile inmeyeceğim! " O zamanki aklımla karşındaki insanın her dediğini yapmanın sevgi olduğunu düşünürdüm. Aksini de kimse anlatmamıştı zaten. Çünkü bizim nesil hep "Beni seviyorsan ..." ile başlayan yaptırım cümleleri ile büyümüştük.

Zamanla büyüdüm ve "Senin iyiliğin için." kavramı girdi hayatıma. Bir şeyler oluyordu -benim istemediğim şeyler- benim iyiliğim için oluyordu. Ben, benim iyiliğim için olup olmadığına karar verme ehliyetine sahip değildim. O zamanlar kendime söz veriyordum "Bir gün çocuğum olursa asla onun istemediği şeyleri yapmayacağım!" diye. Yaş 5-6 falan tabi o zaman. Sonra " Bazı şeyleri çocuğumun iyiliği için bile olsa ona fikrini danışmadan yapmayacağım." diye şekillendi bu düşüncem. 

Zaman geçti ve ben de evlat sahibi oldum. Her anne gibi benim de tükürdüğümü yalamam çok sürmedi. Ne kadar "Nabza göre annelik." durumunu benimsesem de bazen zamane anneliğinin inceliklerine de indiğim oldu. 

Lina'ya karşı fazla korumacı oldum. Belki onu zor elde etmem, belki de ilk çocuk oluşu derken işler rayından çıktı. Parkta "Kızım bak salıncak boşaldı. Lina şu mavi kaydıraktan da kaysana. Lina dikkat et çarpar bak salıncaklar." gibi cümlelerle çocuğa sürekli müdahale eder hale gelmiştim. Oysa ne vardı ki bunda? Ona yardımcı oluyordum. Belki salıncağın boşaldığını görmedi, belki mavi kaydırakta kaymanın eğlenceli olduğunu kavrayamadı. Hem ne vardı yani çocuğumla ilgilenmek suç muydu? Helikopter anne olduğumu anlamam zaman aldı. Bir gün bir baktım ki parkta bir tek benim sesim çıkıyor, bir tek ben komut veriyorum evladıma, sanki bir tek benimki anlamıyor gibi sürekli ben karışıyorum oyununa. Bu süreçte çocuğumun iyiliği için yaptığımı sandığım her şey bir bir döküldü avucuma.

Çocuk; psikolojisi hem karmaşık hem de çok düz bir varlık ve bizim davranışlarımızın onlara nasıl yansıdığı önemli. Günümüzde çoğu kez büyüklerden ve denediği yöntem uygulamada hata veren ebeveynlerden duyduğumuz "Aman bizim zamanımızda böyle miydi? Hiç de bir şeyimiz yok çok şükür." lafı alt metinde çok önemli şeyler barındırıyor. Evet bizim zamanımızda belki bazı şeylere böyle yaklaşılmıyordu ama artık davranışlarımızın nelere sebep olduğu, ileride ne gibi şeylerin zeminlerini hazırladığı biliniyor. Bizler "Amaaan!" demeden önce davranışlarımızın getirilerini göz önünde bulundurmalıyız ya da götürülerini. Ben de bu sebepten çocuk psikolojisine dayalı birçok kitap okudum, okuyorum da. Hangisinde geçtiğine emin olmamakla birlikte okuduğum bir kitapta şöyle yazıyordu. 


İyi anne olmak istiyorsanız "Çocuğunuza yapamadığı bir şey konusunda yardım etmek yerine eğer berecebileceği bir şey ise yapabileceği konusunda teşvikte bulunun veya yol gösterin.

Dün akşam Lina ve ben evde çok sıkıldık, dili olsa Bera' da sıkıldığını söylerdi sanırım. Akşam üzeri parka çıktık. Lina birçok arkadaş edindi oyunlar oynadı. Sonra bir arkadaşı ile tırmanma alanına geldiler. Arkadaşı Lina ile aynı yaşta bir kız. Tırmanma alanının tepesine kadar tırmandılar ve Lina orada oturmayı tercih ederken arkadaşı her seferinde "Anne beni buradan indir." dedi ve annesi de onu indirdi. Lina "Anne beni buradan indirir misin?" dedi ve ben de onu indirdim. Sonra tıpkı arkadaşı gibi defalarca çıkıp defalarca onu indirmemi isteyeceğini söyleyerek tam tepeye kadar çıktı. Sonra da bana seslendi "Anne beni buradan indirir misin?" Ben de ona "Kızım şimdi buraya sıkıca tutun ve kendini aşağıya bırak sonra kollarından güç alıp azıcık sallan ve yere atla, boyun yerden çok da yukarı da değil bunu yapabilirsin." dedim. Önce bozuldu, "İyi tamam ben de inmem burada kalırım, madem yardım etmiyorsun dünyalar kadar burada kalırım." dedi. 

O an bir şimşek çakmıştı beynimde. Ben onun iyiliği için başarabileceği bir şeye teşvik etmek istemiştim ama o benim onunla ilgilenmek istemediğimi düşünmüştü. İşte bu noktada bir kez daha okuduğumuz psikoloji kitaplarında zaman zaman "Amaaan."dediğimiz şeyler devreye girdi. Çocuklarınıza izin vermediğiniz ya da yapmadığınız şeyleri neden yapmadığınızı anlatın. Onlara " Yapma dedim yapmayacaksın! Çünkü anneler ne derse o olur."demeyin. Bana çocukken yapmaman gereken şeylerin sebepleri belki açıkça anlatılsaydı ailemin beni sevmediğini düşünmeyecektim. 

Ben de Lina'nın yanına gittim. Küsmüş gibi kafasını çevirdi. Hissettiği duyguları ona yansıttım. "Lina, şu an benim seninle ilgilenmek istemediğimi düşünüyorsun. Hatta seni sevmediğimi. Arkadaşının annesi onu çok seviyor ve ona her seferinde buradan inmesi için yardım ediyor. Oysa ben de sana yardım edebilecekken etmiyorum. Bu da seni çok üzüyor. O yüzden şu an bana kızgınsın."dedim. Önce oralı olmadı sonra yine başka tarafa baktı ve "EVET!" dedi. Artık ona neden böyle davrandığımı açıklama sırası gelmişti. "Bak tatlım, ben biliyorum ki senin kolların çok kuvvetli bunu sana jimnastik hocan da söylemişti, sen kendi başına buraya çıkıp istersen sana göstereceğim gibi buradan aşağıya sarkıp sonra da yere atlayabilirsin. Ben seni almaya üşendiğim için değil yapabileceğin bir şey konusunda sana cesaret vermek için bunları söylüyorum. Oradan atlamayı öğrenirsen tırmanmak daha keyifli olur belki?" dedim. Tam o sırada diğer çocuk bana öğretir misin?" dedi. Ben de gösterdim. O tam yapacaktı ki Lina "Anne bana da öğretir misin?" dedi. Ona da gösterdim. Belki 100 kere çıkıp 100 kere atladılar. Her atladıklarında da "Çok eğlenceli." dediler.


Yolda "Acaba ne istiyorsa yapsa mıydım? Çocuk bir şey rica etti ne olurdu sanki indirsem her seferinde?" diye vicdan azabı yaşarken Lina "Anne sen çok iyi bir annesin biliyor musun?" dedi. "Teşekkür ederim tatlım, neden böyle düşündüğünü merak ettim." dedim. "Böyle düşündüm çünkü parkta atlarken çok eğlenince senin neden bana atlamayı öğretmek istediğini anladım. Önce sana çok kızmıştım ama sonra seni haklı buldum. İyi ki benim annemsin ,iyi ki bana atlamayı gösterdin." dedi. 

Ben de ona "Anneler veya babalar ya da büyüklerimiz bazen bizim istediğimiz şeyleri bize yaptırdıklarında onlara kızarız çünkü bizim iyiliğimiz için olduğunu anlamayabiliriz. Ben senin iyiliğin için olan şeyleri sana zorla yaptırmak istemiyorum. Neden yaptırmak istediğimi anlatmak ve sana denettirmek istiyorum, sevmezsen zaten yapmazsın. Olur mu?" dedim. "Tamam anne anlaştık." dedi. "Bu arada unutmadan bazen senin karar veremeyeceğin ve iyiliğin için yapmak zorunda olduğun şeyler de var bunu sakın unutma." dedim. "Ne mesela?" dedi. "Mesela vaktinde yatmak." dedim. 

Elimi sımsıkı tuttu ve yola devam ettik. Diyeceğim o ki sevgili okur bazen çocuklarımızın her istediğini yapmak iyi anne olmak iyi ebeveyn olmak anlamına gelmiyor. Bunu önce bizler anlamalı sonra da evlatlarımıza anlatmalıyız.

Sevgiler 

Sevgili Tarçın Events daveti ile bu akşam Marko Paşa Müzikal'ine gideğiz. Usta tiyatrocu Nejat Uygur'un doğum günü anısına düzenlenen bu müzikal, " Gerek kostüm gerekse müzik kalitesi açısından görülmeye değer!" diyen işin duayenleri insanı meraklandırıyor.


Sanatla yoğurulmuş bir ailede olmak ve hem öğretmeniniz hem babanız adına böyle güzel işlere imza atmak gurur verici olmalı. 

Biz de bu gurura ortak olacağız. Oyun detaylarını buradan öğrenebilir biletix den biletlerini alabilirsiniz.



Çocukken çok girişken değildim, sanırım lise dönemlerinde olmuştu açılmam. Toplum içinde sürekli susan silik tiplerden sayılmazdım ama biri gönlümü kırdığı zaman kendi kendime küser içime atardım. 

Mahallede sevdiğim bir arkadaşım vardı ama o hep beni dışarı çağırır başkaları gelince de beni bırakıp onlarla oynardı. Diyememiştim ona "Neden böyle yapıyorsun, birini bulup birini atıyorsun?" diye. Ne zaman birlikte oynarken bir başkası gelir de beni dışlamaya başlarsa o başkası ile oynamak yerine eve gelir ağlardım. O sebepten midir bilinmez geçen gün Lina aynı şeyi yaşadığında içim buruldu, ruhum ezildi, kabıma sığamadım, sessizce ağladım. Onu hayal kırıklığı yaşarken görmek içimi dağladı. Eşime anlattığımda o da aşırı üzüldü. 

Çocukluğumun geçtiği yazlık muhitte şimdi kuzenimin yazlığı var. Biz de bir hafta kalmak için oraya gittik. Lina ile Bera uyur uyumaz her gündüz havuza kaçtık, eğlendik, yüzdük. Bize bu anlamda çok iyi gelen bir tatil oldu. Eşim de hafta sonları yanımızdaydı. 

Tatilin ilk günü Lina havuzda ilgi odağı oldu. Herkes onu sevdi, kızlar arkadaş olmak istedi, erkekler uzaktan gözlemledi. Hiçbir zaman 4-5 yaşında çocuğu havuzda yalnız bırakacak kadar rahat bir anne olamadığımdan ben de yakın takipteydim ama yaşıtları ile ilişki kurmasına hiç
müdahale etmedim. İlk akşam havuzbaşına indiğimizde saklambaç oynayan çocukları gördü. Sessizce gözlemledi "Ben de oynayayım mı sizinle?" demedi. Sonra okey oynayan amcaları seyretti. Ama aklı hep çocuklardaydı. 

Üçüncü gün öğlen havuzda yüzen bir çocuk yanaştı yanına ben de kenarda yüzüyordum. Lina "Arkadaş olalım mı?" dedi. Çocuk da " Olalım benim adım Poyraz seninki ne?" dedi. Lina kendini tanıttı ve Poyraz'ın su tabancası ile oynadılar. Lina genelde "Arkadaş olalım mı?" diye sormaya çok çekinen bir çocuk olduğun için Poyraz ile arkadaş olmayı çok istediğini fark ettim. O nerede yüzerse orada olmak istiyor sürekli onu takip ediyordu. 

O günün akşamı havuzun üstündeki terasa indik. Lina yine çocukları gözlemliyordu. Yalnız hepsi ile değil Poyraz ile oynamak istiyordu. " Anne sen burada bekle ben kendim aşağı ineceğim, sen sakın gelme!" dedi. "Tamam." dedim. Sessizce aşağı indi, oynayanların yanına yanaştı, onlarla yüksek duvarın oraya çıktı, onlarla merdiven trabzanından atladı ama kendini bir türlü fark ettiremedi. Yüreğim ağzında, yaptıklarını seyrederken sessizce durdum ve gözlemledim. 

Önce Poyraz ile Yiğit'in yanına gitti.


Bir süre yakından ışın kılıcı ile savaşmalarını seyretti. Sonra Yiğit'in uzaklaşmasını bekledi.


Yiğit uzaklaşınca Poyraz'a yaklaştı ve "Birlikte oynayalım mı?" dedi. Ben de o sırada terastan onlara bakıyordum. Poyraz bağırarak ve sinirli bir şekilde "HAYIR!" dedi. Lina bir süre öyle kaldı, bir şey demedi, elini kolunu koyacak yer bulamadı, nefesi hızlandı ve biraz uzaklaştı. Aşırı üzüldüğü 4 metre yukarıdan bile anlaşılıyordu. 



Kenara doğru yürüdü, merdivenlerden çıktı ve terasa doğru yöneldi. İncindiğini, fazlaca incindiğini biliyordum. Milletin içinde ağlamasını istemedim. Ağlayacağını hissetmiştim ama ağlamasa bile ağlaması yönünde telkinde bulunacaktım. 

Terasın girişinde onu karşıladım. Boncuk gözleri dolmuş, beyazları kıpkırmızı olmuştu. Merdivene oturdum ve kollarımı açıp "Gel buraya tatlım, sarılalım." dedim. Direkt ağlamaya başladı ve şunları söyledi: Hani arkadaş olmak güzel bir şeydi? Bak, ben arkadaş olmak istedim Poyraz bana bağırdı. Bundan sonra kimse ile arkadaş olmayacağım!  Poyraz bana "Arkadaş olalım mı?" derse ben de ona "Hayır!" diyeceğim!" 

Mizaç olarak, çocuğunu yapamadığı şeyler için azarlayan bir ebeveyn değiliz ya da hayal kırıklığı yaşadığında gözardı edebilen. Onu mümkün olduğu her konuda desteklemeye çalışıyoruz. Bu konuda çokça okuyorum, araştırıyorum, eşimle de paylaşıyorum. Ne kadar ben de onunla hayal kırıklığına uğrasam da sakinliğimi korudum. Ve onu anlamaya çalıştım.

"Şu an kendini hayal kırıklığına uğramış hissediyorsun değil mi? 
Hayal kırıklığı ne demek anne? 
Hani Poyraz sana "Hayır!" diye bağırdı ya o an ne hissettin? 
Mutsuz hissettim. 
İşte o an yaşadığın mutsuzluğun adı hayal kırıklığı, sen Poyraz ile oynamayı hayal etmiştin ama o senin hayallerini kırdı. 
Evet kırdı. Bir daha asla onunla oynamam. Asla! 
Ona çok kızmış olmalısın? 
Evet çok kızdım hem de çok. Bir de bana bağırdı. Bu yüzden daha da kızgınım. 
Bu yaşadığın şeyler çok normal Linacığım çünkü insan heves ettiği bir şey olmayınca ve karşısındaki insan ona kaba davranınca çok üzülür. Seni anlıyorum. Ama bu senin başkaları ile arkadaş olma isteğini kırmasın, demek ki Poyraz senin arkadaşlığını hak etmiyor." dedim.*
Ama anne şu an çok üzgünüm bunu sana anlatamam öyle üzgünüm ki." dedi.

O an daha fazla dayanamadım ve ben de ağlamaya başladım. Bir süre sonra kendimi toparladım ve "Bak sana ne anlatacağım." dedim. 

Küçükken benim de oyunlarına beni almayan bir arkadaşım vardı. Sürekli onunla oynamak isterdim ama o beni istemezdi. Ona kızıp oyun oynamaktan vazgeçmek yerine kendi kendime oynamaya başladım. Mahalledeki çiçeklerin yaprakları ile yemek yapıyor bebeğime yediriyordum. Bir süre sonra onunla oynayan arkadaşları benimle oynamaya başladılar. Zamanla o da yanımıza gelip "Ben de sizinle oynayabilir miyim? dedi. Ben de o sırada "Sen beni hep oyunlarına almazdın ama ben seni alacağım, yalnız kalmak çok kötü bir şey sende kimseye yapma öyle." dedim."Anne sen de o zaman kendini çok kötü hissetmişmiydin?" dedi. "Evet tatlım kötü hissetmiştim ama hayattaki her zor şeyde pes edersek mutlu olamayız." dedim.**

Yüzü bana dönük kucağımda oturuyordu sımsıkı göğsüme yaslandı ve hüngür hüngür ağladı. Ben de onunla ağladım. Saçlarını sevdim, başından öptüm sonra da diğer kişilerin yanında gittik. 

* Empati
**Aynalama

Tam da "ÇOCUKLARINIZIN NE YAPTIĞINA DEĞİL NE HİSSETTİĞİNE ÖNEM VERİN!" diyen bir psikoloğun kitabını okurken ne güzel bir öğreti oldu bize. 

Ben "Aman oynamazsa oynamasın! Dünyanın sonu mu? Buna mı ağlıyorsun? Sen de onunla oynama? Neden ezik gibi ağlıyorsun? O Poyraz'a sorarım ben!" gibi şeyler söyleseydim hem Lina kendini yalnız hissedecekti hem de çok üzülecekti. Benim desteğimi arkasında hissetmeyecek ve bir daha arkadaşlık kurmak için güç bulamayacaktı. Anlaşılmadığını düşünecekti. Dünyada bir tek bunu o yaşamış gibi hissedecekti. 

Çoğumuz hayat koşturmacası içinde çocuklarımıza karşı anlayışlı olamıyoruz. Her zaman çocuğu karşımıza alıp tane tane anlatamıyoruz. Hepimiz etten kemikten yapıldık ve zaman zaman yersiz çıkışlarımız olabiliyor. Elimizden geldiği kadarını yapabilirsek, empati ile yaklaşıp çocuğa duygularını bir ayna gibi yansıtabilirsek kriz anları azalıyor ve çocuk çok daha sorunsuz büyüyor. 

Kitap:  Anne Baba Çocuk arasında Dr Haim G. Ginnot

Sevgiler 
 

İnsanoğlunun varoluş sebebi yemek yemek. İlk çağlarda başlayan "Yaşamak için ye." kültürü günümüzde çok daha farklı boyutlarda. Çok eski çağlarda yerin altında minik bir ateş yakma alanı ve birkaç büyük taştan yapılmış oturma bölümü olurmuş fakat günümüzde içinde tüm gün yaşanılası mutfaklar var. Daha çok bayanların kullandığı mutfaklar artık becerikli erkekler içinde bir hobi alanı. Çoğu bayanın öncelikli tercihi rahat kullanacağı işlevsel bir mutfak sahibi olmak. 






Ev dekorasyonunda büyük bir önem kazanan mutfak sadece yemek pişirmek için değil doğru dekorasyon ile evin hem salonu hem de oturma odası olarak kullanılabiliyor. Birçok aile, oturma grubu kullandıkları mutfaklarında misafir ağırlıyor. Hatta, mutfaklar direkt oturma grubu ile birleşip evin ruhunu yansıtan bir mekana dönüşüyor. Günün çoğunu mutfakta geçiren bayanlar için bir diğer önemli konu ise mutfağın fazla eşya alması ve düzenli durması. Artık mutfak dolaplarının iç sistemleri bile çok kullanışlı. Küçük mekanları çok daha fazla kullanılabilir hale getirmek mümkün.


 
 Yemek yapmayı çok seven biri olarak mutfak, benim için de evin en önemli kısmı. Hayallerimde kocaman bir  mutfak var. Bahçeli evimin giriş katında, camın kenarında oturma grubunun olduğu, büyük bir davlumbaza sahip, açık renk bir mutfak.




Bu mutfağı hayal ederken acaba modern tarz değil de minimalist bir tarz mı olsa yoksa kırsal tarza uygun bir mutfağım mı olsa diye kafam hayal dünyasında uçup gitmiyor değil. Her tarz için onlarca örnek mevcut. 


 Klasikten vazgeçemeyenler için işte bir örnek




Akdeniz tarzından vazgeçemeyenler için bir örnek


Ve minimalist tarzdan vazgeçemeyenler için bir örnek


Zamane tasarımlarının hepsi birbirinden güzel. Sanırım hayallerimi her katında ayrı bir tarz ile döşenmiş mutfağı olan bir evden yana kullanacağım.


MARI themes

Blogger tarafından desteklenmektedir.